is.
Ağız. Var. awuz, agız.
1. Ağız organı, ağız boşluğu.
“Hacı Totay awzına bĭraz suw damlatır. Kurtvelĭ awzın kıbırdatıp bĭr ekĭ calmanır.” – (Necip H. Fazıl – Kırım).
“Bĭr de baklawa kele … Ah, mübarek ! / … Awzıña alganda watıla hemen.” – (M. Vani Yurtsever – Toy, şiir).
2. Ağız organının dudaklarla çevrelenmiş bölümü.
“Ay tek şatır, tek şatır, / Tek şatırda kız catır. / Awzın öpseñ bal tatır, / Kuşaklasañ kurcatır.” – (Boztorgay).
“Alimseyit oga köstermeden awuzın cayıp teran küler.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
“Marüfe awızında sĭgáraman kĭrer. Dargın.” – (Mehmet Vani Yurtsever – Toy, piyes).
3. Kap, torba gibi nesnelerin, içi boş hacımların açık yanı.
“Kĭsemdĭñ awzın aştım, / Paranı cerge şaştım, / Köp bergen maldan, / Az bergen candan.” – (Boztorgay).
“Sahne Seyityaya’nıñ üyĭn añdırır. Kerime sırtta, sandıgıñ awzında, cerde otırı.” – (N. H. Fazıl – Cawşılık).
“Ka, köriyĭm şonıñ ‘ah’ man ‘of’ı neday şiy eken ? dep şĭşenĭñ awzın aşa ve parmagın tıgıp karay.” – (İsmail Ziyaeddin – Ah man Of Masalı).
4. Kesici aletlerin keskin yanı. Pışak awzı.
5. Bir akar suyun denize veya göle döküldüğü yer. Dere awzı.
6. Yol, körfez, liman gibi yerlerin giriş çıkış yerleri.
7. Kavşak.
8. (Tehlikeli olabilecek şeyler için) Başlangıç yeri. Tobıñ awzı. Şukurıñ awzı. Kuyu awzı.
9. Dilb. Ağız, dilin bölgesel özelliklere sahip alt türü.
10. Üslûp, ifade özelliği.
11. mec. Konuşma, sözle açıklama.
“Kırsıznıñ awzı aytmasa da, közĭ aytar.” – Atas. (Boztorgay).
“Bari bĭr hayırlı söz şıkkaydı awzıñdan.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
“El awızın Edege tıyalmaz.” – Atas. (Boztorgay).
12. Haber, söz.
“Şorabay saga kız bermez, cĭberme awuz. / Üfürse, celde ketkendiy, sen bĭr kawuz.” – (Boztotgay).
13. mec. Dolambaçlı söz.
14. mec. Beğeni, zevk.
“Dolapta kurabiye bar ama, awzıña köre tuwul.” – Atas. (Boztorgay).
Awız alışkanlıgı – Bir sözü sık sık kullanma durumu.
Awız aramak – Öğrenmekistediğişeyisöyletecek yolda dil kullanmak. “Ak deryanıñ üstünde taktadan col, /Awız aray duşmanlar, tĭlĭñe sak bol.” -(Boztorgay).
Awız aşmak – a) Konuşmak. b) Azarlamak. c) Gayesiz dolaşmak, aptalca bakmak.
Awız aşmamak – Hiç konuşmamak, susup kalmak.
Awız aştırmamak – Başkasına konuşma fırsatı vermemek.
Awız awızga – Birbirine pek yakın durarak.
Awız bĭrlĭgĭ etmek – Bir konuda anlaşarak aynı şekilde konuşmak.
Awız boşlıgı – Anat. Ağız boşluğu. (Rom. – cavitate bucală).
Awız burun (murun) – Ağız burun; yüz.
Awız-cawlık etmek – Dedikodu konusu etmek. “Millet eken, din eken, vatan eken, / Kaç cıllar bar, amma da söz tapkansız. / Bĭr fukare içkende, zewk etkende, / Awız cawlık etmege bez tapkansız.” -(Şevki Bektöre – Sarhoş Boray’ıñ İnadı).
Awız deñĭştĭrmek – Önce söylediğini başka türlü anlatmak.
Awız ĭşĭ – Ağız içi.
Awız kalabalıgı – Art arda sıralanan gereksiz ve şaşırtıcı sözler.
Awız kawgası – Karşılıklı bağrışma.
Awız sarısı – a) Yeni doğan kuş yavrularında ağız kenarlarında bulunan sarılık. b) mec. Çocukluk alâmetleri. “Onbeş onaltı caşında bĭr kıznı şĭmdĭden erge berĭp ne añlaycaksıñ ? Taa awzın sarısı ketmegen bĭr bala !” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
Awız sasıgı – Ağız kokusu; bir kimsenin çekilmez yanları.
Awız seslerĭ – Dilb. Ağız sesleri. (Rom. – Fonet. – sunete orale).
Awız suwı – Salya.
Awız tadı – a) (Aile ve toplum içinde) İyi geçinme, rahatlık. b) Bir şeyi keyifle yeme.
Awız tolısı – a) Ağzın alabileceği kadar. b) mec. Pek çok. “Irgat bolıp kĭşkene bĭr ĭş içün bĭle awız tolısı laflar eşĭtmek, … eñ ziyade hoşuma ketmegen bĭr şiydĭr.” – (Necip H. Fazıl – Caş Fidanlar).
Awızda sakız bolmak – Herkes tarafından sık sık sözü edilmek, dedikodu konusu olmak.
Awızdan awızga – Ağızdan ağza; birinden birine (söylenmek).
Awızdan aytıp oynamak – Kendisi çalıp oynamak. “Arada bĭr awızdan beytler aytıp / Dört beş türlü hawaga oynaylar şáytĭp.” – (M.Vani Yurtsever – Toy, şiir).
Awızdan kapmak – Başkalarından dinleyerek bazı bilgiler edinmek.
Awızga alınmaycak laplar – Söylenmesi yakışıksız sözler.
Awzı balaban – Abartarak konuşan; bol keseden atan.
Awzı bek – Ağzı sıkı; sır saklamasını bilen.
Awzı bızık – Ağzı bozuk, küfürlü konuşan.
Awzı canmak – Bir olaydan büyük zarar görmek.
Awzı cabılmamak – Ağzı kapanmamak, susmak bilmemek. “Bĭr kere Kırım dep başlasa, bĭr daha awızı cabıl-maz edĭ.” -(M. Vani Yurtsever – Kartman Caş Arasında).
Awzı kanlı – Zalimliği aşikâr olan.
Awzı kıyışmak – Ağzı çarpılmak.
Awzı kulaklarına cetmek – Çok sevinmek.
Awzı kurumak – a) İçecek ihtiyacı duymak. b) Bir konuyu tekrar etmekten bıkkınlık gelmek.
Awzı murnı cerĭnde – Oldukça güzel, yakışıklı.
Awzı pis – Küfürlü, açık saçık konuşan.
Awzı sıkı – Sır saklamasını bilen.
Awzı suwlanmak – İmrenmek.
Awzı süt kokımak – Çok toy olmak.
Awzı tırşawlı – Konuşamaz durumda, (ağzı köstekli).
Awzı toktamamak – Sürekli konuşmak.
Awzıman kuş tutmak – Türlü türlü hünerler göstermek.
Awzın aşmak – a) Konuşmaya başlamak. b) Ağır sözler söylemek. c) Aptalca bakmak. “Cambaz colda awzın aşkan, / Paraların cerge şaşkan. / Şaşkanından kalganı / Şappaznıñ bolgan.” -(Boztorgay).
Awzın aşmamak – Hiçbir söz söylememek.
Awzın payın almak – Hak ettiği cevabı almak.
Awzın sasıgın koklamak (Bĭrewnĭñ …) – Ağzının kokusunu çekmek; çekilmez davranış ve sözlerine katlanmak. “Niçün ta uzakta otırgan bĭr padşanıñ awzın sasıgın koklap otırasıñız ?” -(Necip H. Fazıl – Kırım).
Awzın suwı şıbırmak – Ağzı sulanmak, imrenmek.
Awzın tıkamak – Susturmak.
Awzın tıymamak – Susturmamak.
Awzın toldırıp aytmak – Böbürlenerek konuşmak.
Awzın toplamak – Söylemekte olduğu sözleri kesmek.
Awzın tutmak – a) Boşboğazlık etmemek. b) Kötü sözler söylememek. “Awzın tutsın. Men oga bĭr tuzlu selâm cĭberĭrmen. Toyda Eyüp’nıñ lafına karap ĭndemegenge, o menĭ korka belledĭ mĭ yoksa ?” -(Mehmet Vani Yurtsever – Toy, piyes).
Awzına abdesmen almak (Bĭrewnĭñ adın) – O kişiyi anarken saygılı davranmak.
Awzına almak – a) Yemek veya içmek için ağzına koymak.“Bĭr de baklawa kele, ah mübarek, … / Şay bĭr arüw yasalgan, bol cewezmen, / Awzıña alganda watıla hemen.” -(Mehmet Vani Yurtsever – Toy, şiir). b) (Bir kelimeyi, bir konuyu) Söylemek, telaffûz etmek; bahsetmek, anmak.
Awzına bĭr parmak bal cakmak – Birini tatlı sözlerle kandırmak.
Awzına bĭr şiy salmamak – Hiçbir şey yememek.
Awzına karatmak – Kendini zevk ve ilgiyle dinletmek.
Awzına ne kelse aytmak – a) Ağır ve kırıcı sözler söylemek. b) Düşüncesizce konuşmak.
Awzına salacak şiyĭ bolmamak – Yiyecek içecek şeyi olmamak.
Awzına tükürmek (Bĭrewnĭñ …) – Birine benzemek.
Awzından bal akmak (tamlamak) – Çok tatlı konuşmak.
Awzından lap almak – Birini konuşturarark birtakım gizli şeyleri öğrenmek.
Awzından şıkkanın kulagı eşĭtmemek – Ağzından çıkanı kulağı duymamak.
Awzından tüşürmemek – Her zaman sözünü etmek. “ ‘Dünya yawürnĭñ, ahret musulmannıñ’ degen yanlış söznĭ awzıñızdan tüşürmedĭñĭz.” -(N. H. Fazıl – Kırım).
Cırık awız – Güleç, her zaman gülen.
Cüregĭ awzına kelmek – Çok korkmak, endişelenmek.
Duşman awzı – Düşmanın uydurduğu, durumu kötü gösteren söz.
El awızıman sölenmek – Başkasının niyetlerine alet olarak konuşmak.
İlk awızda – Her şeyden önce.
Kıyış awız – Çarpık ağızlı.
Kĭrer awızda – Hemen girişte.
Kolı awzına cetĭşmek – Kendi işini kendi görebilmek. “Bĭz de teran el sırasına katılayık. Bĭzĭm de öz kolımız öz awzımızga cetsĭn.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık). “Ellerĭ saw, bellerĭ saw, kolları awzına cetĭşĭp kĭmsege muhtac bolmaganları üşün, erkez onlarnı körĭp suklana eken.” – (Boztorgay).
Lakırdı awzından suwday akmak – Akıcı bir şekilde, çok rahat konuşmak.
Lapı awzında kalmak – Konuşmasını bitirememek.
Lapın awzına tıkamak – Ters bir söz söyleyerek konuşmasını kesmek.
Öz awzıman tutulmak – Suçu, yalanı kendi sözüyle ortaya çıkmak.
Parmagı awzında kalmak – Şaşakalmak, hayret etmek.
Şarık awız – Büyük ağızlı (çarık kadar).
Şĭşe awzı – Şişe ağzı.
Top awzında bolmak – En tehlikeli bir yerde bulunmak.
Yarım awızman – a) İsteksizce. b) Çekingenlikle. c) Kırgınlıkla. “Külĭmsĭrep kelgen nene, sınıftan, yarım awuzman sawlıkman kal aytıp, tora Kâniye mualĭmenĭn kiraman otırgan Muarrem akayın üyüne kettĭ.” – (Altay Kerim – Kâniye).
Armıt pĭş, awzıma tüş. – Deyim. Bir işin kendiliğinden olmasını bekleyenlere söylenir.
Aştı awzın, cumdı közĭn. – Deyim. Öfkelenerek, kızarak ağır sözler söyledi.
Awzı bar tĭlĭ cok – Deyim. a) Kendi halinde, hırçınlığı olmayan, sessiz kimse. b) İçine kapanık kimse.
Awzı kıyış bolsa da bay balası konışsın (sölensĭn). – Deyim. Ağzı çarpık olsa da, ağa çocuğu konuşsun (konuşur).
Awzım aştırma – Deyim. Ağzımı açtırma ! Beni kouşmaya mecbur etme !
Awzın aşsa öpkelerĭ körĭnĭr. – Deyim. Ağzını açtığında ciğerleri görünür; çok zayıf.
Awzında bakla tutmaz. – Deyim. Hiç sır saklamaz, anlamında.
Awzıña kusayım ! – Deyim. Öfke, kızgınlık ifadesi söz. “Awuzıña kusayım bala bolganıñman e ! … Çakıraya-tıp kelmiy be !” – (Mehmet Vani Yurtsever – Ödelek).
Awzıña layık – Deyim. “Sen de yesen, beğenirsin” anlamında, bir yemeği överken söylenir.
Awzıñdan cel alsın. – Deyim. Ağzını hayra aç.
Awzıñnı poyrazga (awaga) aşma. – Deyim. Ağzını poyraza açma; (olmayacak şeyi) boşuna bekleme.
Aytar awzı bolsa, aşar bawırı da bar. – Deyim. Konuşan ağzı varsa, yemek yiyen bağrı (midesi) de var. (Bir insanı bütün yönleriyle düşünmeli).
Söz awızdan şıgar – Atas. Söz ağızdan çıkar. (İnsan sözünde durmalı).
Sütke awızı pĭşken katıkka da üfürür. – Atas. Sütten ağzı yanan yoğurda da üfler.
Tul apakaynıñ artından awuz tolısı laf cürer. – Atas. Dul kadını peşinden ağız dolusu laf gider.
Türk Lehç.: Kırım. – avuz, ağız ; Nog., Kazan. – avız ; Karaçay Malkar. – avuz ;
Rom: s. 1.- 14. Gură. 3,8. Deschizătură. 4.Tăiş (de cuţit). 5-6. Geogr. Gură, vărsare, intrare. 7. İntersecţie, răscruce. 9. Lingv. a) Grai, dialect. b) İdiolect. 10. Stil. 11. Vorbire. 12. Veste. 13. Aluzie. 14. Gust. .