is.
Dere.
1. Küçük akarsu ve bunun yatağı.
“Cayaw dereden geştĭm, / Salkın suwundan ĭştĭm. / Lâyık bĭr yar tapkan son / Eskĭ yardan bazgeştĭm.” – (Boztorgay).
2. Sellere yatak olan uzun çukurluklar.
“Cawın cawdı sel boldı, / Derelerge suw toldı. / Bĭzĭm ayrılmamızga / Duşmanlar sebep boldı.” – (Boztorgay).
Dere tepe tüz ketmek – Birçok engeller aşarak yol almak. “Dere tepe tüz ketken, altı ay bĭr küz geşken.” – (Boztorgay).
Dereden tepeden konışmak – Rastgele şeyler üzerinde konuşmak. “Kĭşĭler toplaşalar, awadan sudan, dereden tepeden konışalar.” – (Nevzat ve Nermin Yusuf – Nasrettin Hoca).
Yetmĭş ekĭ dereden suw ketĭrmek – Deyim. Bahaneler gösterip kendini haklı göstermeye çalışmak.
Derenĭ körmeden balaklarıñ türme. – Atas. Dereyi görmeden paçalarını sıvama.
Rom: s. 1. Pârâu. 2. Albie, matcă a apelor curgătoare temporare; vale