Dobruca Kırımtatar Ağzı

D

1. Giriş

Romanya sınırları içerisinde, çoğu Dobruca’da yerleşik olmak üzere yaşayan Tatar Türklerinin sayısı  1956 yılı nüfus sayımına göre 20.416 idi. 2002 yılındaki nüfus sayımında bu rakam 24.137’ye yükseldi. Tatarlar ülkenin resmen tanınmış 17 azınlık topluluğundan birini meydana getirirler. Kendileri ana dillerine Tatarca ya da Tatar dili adını verirler.

1944 yılında Tatar halkının Sovyet idaresi tarafından kitle halinde vatanlarından sürülmesine kadar Kırım’da Kırımtatar dili Yalıboyu, Çöl ve Nogay ağızları ile temsil ediliyordu. Dobruca Tatar ağzı dilbilgisi açısından Kırım Çöl ağzının diğer ağızların bazı unsurlarını kendi yapısına almasıyla Dobruca coğrafyasında gelişmiş bir şeklidir.

2. Türk lehçeleri arasında yeri

Fonetik, gramer ve leksik özellikleri itibariyle, Kırımtatarcası ve dolayısiyle onun bir ağzı olan Dobruca Tatarcası, Türk dillerinin Kıpçak grubunda yer alır. Kumanca da denilen Kıpçakça’nın bir devamıdır. Tatar ağzı sayıca az ve Romen nüfusunun arasında dağınık yaşayan bir topluluğun konuşma dili olmakla beraber, Türk Dünyasının ve Kırım Tatarlığının muazzam dil ve kültür hazinesini arkasında bulundurduğundan, sağlam, zengin ve zarif bir ifade gücüne erişebilen bir dildir. Günümüz Türk lehçelerinden  Kazan Tatarcası, Nogayca, Kazakça, Karaçay Malkarca, Kumukça ile ortak özellikleri diğerlerine oranla daha çoktur.

Çalkantılı tarihinde geçirilen birçok göç ve savaşlar yüzünden birbirinden uzak coğrafyalarda değişik milletlerle komşuluk ilişkilerinde bulunmuş, önce Moğolca, Farsça, Arapça, sonra da Oğuz, Osmanlı ve Türkiye Türkçesinden, Rusça ve Romenceden hatırı sayılır miktarda kelimeler alarak bugünkü, kendine mahsus yapısı ve söz varlığına ulaşmıştır.

3. Konuşma dili olarak özellikleri

XV. yüzyılda Osmanlı ve Kırım Hanlığı devletlerinin askerî ittifakından sonra 1475 yılından 1774 yılına kadar Kırım Hanlığı iç işlerinde bağımsız olup, uluslararası planda Osmanlı İmparatorluğuyla ortak hareket ederek  300 yıl boyunca Osmanlı devletiyle kader birliği yapmıştı. Bu süre içerisinde Dobruca’ya ve Balkanlara önemli sayıda Tatar nüfusu yerleşmişti. Bunlar ekseriya Çöl (Çongar ve Kerç) ve Nogaylık bölgelerinin insanlarıydı. Kırım’ın 1783 yılında Rusya tarafından ilhakından sonra Çarlığın Tatarları sürüp çıkarma ve yarımadayı Slav unsurlarıyla iskân etme politikası Tatarların Dobruca ve diğer Osmanlı topraklarına doğru yeni göç dalgalarına sebep olmuştu.

Bunların başlıca işleri hayvancılık, tarım, ev ekonomisi ve el zanatları, dinleri de İslâm olduğundan, dillerine [dillerine demek daha doğru değil mi?] ağırlıklı olarak hayatın bu yönleri yansımıştır. Türkçenin, Tatarcanın Kıpçak katmanı üzerine etkisi bu dönemde başlamıştır.

Bugün Dobruca Tatarcası fertleri Romen nüfusu arasında dağınık bir halde yerleşmiş yaşayan küçük bir azınlığın dilidir. Komünist rejimde Tatarlar Türk Dünyasıyla ilişki kuramamış, Türk kültürünün örneklerini ve başeserlerini tanıyamamıştır. Dilleri okullarda okutulamamıştır.

Dilleri ülke dili Romencenin yoğun ve sürekli etkisi altında bulunmaktadır. Konuşma dilinde Romence kelimeler, “calc”lar (Fr. calque; başka bir dilden tercüme yoluyla benimsenen tabirler ve deyimler) gitgide çoğalmaktadır. Yeni nesiller aile içinde bile aralarında Romence konuşmaktadırlar.

 Günümüzde Romanya Avrupa Birliğinde yerini almış, bu topluluğun  kanunları artık azınlık dil ve dinlerini de koruma altına almışken, nesiller arasında bir kopma ve yabancılaşma faciasının kurbanı olmadan, asırlık tarihine ve köklerine dayalı bir tarzda, ana babalarının millî benliklerini ve geleneklerini koruyarak ve devam ettirerek yaşayabilmek için en büyük gayret azınlığın fertlerinin kendilerine düşmektedir. Sonra da Derneklerine ve bunların yolbaşçılarına…

Bazı fonetik özellikleri :

a) Ünlüler

– Türkçede a, ı, o, u, e, i, ö, ü – 8 ünlü varken, Dobruca Tatar ağzında 10 ünlü vardır : bunlar a, ı, o, u kalın ünlülerinin yanı sıra, kalın ve ince arası á, ĭ, ó=ö, ú=ü ünlüleri, bir de e, i ince ünlüleridir. 1956 yılında Romanya Dilbilgisi Enstitüsünün ve Tatar öğretmenlerin ortaklaşa çalışmalarıyla hazırlanan alfabenin kabulü sırasında tespit edilen ó ve ú yerine bugün ö ve ü harfleri, kalın ve ince arası sesler niyetine kullanılır. O tarihteki kısa “í” harfi günümüzde “ĭ” şeklindedir. (Aynı cümlede veya metinde Türkiye Türkçesi ve Dobruca Tatarca sözlerinin geçtiği hallerde, Tatarcanın bugünkü “ö” ve “ü” harflerini eski şekilleri “ó” ve “ú” ile belirtmek yerinde olur.)

– Konuşma sırasında ünlüler uyum kuralına uyar.

b) Ünsüzler :

– ç diş-dişeti ünsüzü çoğu zaman ş ünsüzüne dönüştürülür : çan ® şañ, çorap ® şorap.

– j öndamak ünsüzü az kullanılır, bazen c dişeti ünsüzüne dönüştürülür : pĭrĭj ® pĭrĭc, japon ® capon.

– f ve v diş-dudak ünsüzleri az kullanılır, çift dudak p, w ünsüzleri olarak telâffuz edilirler : fal – pal, vatan – watan.

– w çift dudak sesinin kullanımı yaygındır. Türkiye Türkçesinde kelime sonlarındaki “ğ” Dobruca ağzında “w” olur : sağ – saw, dağ – taw, bağ – baw. Mastar sonlarındaki –mak, -mek ekleri Dobruca ağzında -w, -ew, -uw, -üw olur : oynamak – oynaw, elemek – elew, barmak – baruw, ketmek – ketüw.

– k ve g damak ünsüzlerinin Türkçedeki gibi, orta ve art damaklı iki şeklinden başka, oldukça sık kullanılan bir de üçüncü şekli, gırtlak söylenişleri de vardır ; her iki üçlü Dobruca Tatarcasında birer harfle yazılır : 1) kâpĭr, kemĭk, kitap, Tokyo, kyuvet ; karbon, balkon, kölek, kumar, kümes ; kamır, kılık, kolay, kum. 2) Magyar, gemĭcĭ, Giray ; gaz, bergĭ, golan, gömelek, gül ; saga, maga, sagır, dogrı, gurbet.

Kırım Tatarcasında ise bu dilin k ve g ünsüzlerinin gırtlak söylenişleri için q ve ğ harfleri kullanılmaktadır.

ñ – geniz ünsüzü ñ çok kullanılır : Tanrı – Tañrı, anmak – añmak, onun – onıñ, senin – senĭñ. Ancak kelime başında yer almaz.

h – Damaktan (her, herĭf) ve gırtlaktan (haram), iki söylenişli bir ünsüz olup Dobruca Tatarcasında az kullanılan bir sestir. Genelde ya düşer, ya da gırtlak k (q) ünsüzüne dönüşür : her – er, herĭf – erĭp ; harman – arman, haram – aram ve karam / qaram (şike, usulsüzlük).

Morfolojik özellikleri :

— Bütün Türk lehçeleri, Moğolca ve Macarca gibi, Dobruca Kırımtatar ağzı da kelimelerin yapısı yönünden, bir bitişken dildir. Kelimeler köklere bitiştirilen eklerle meydana gelir ve şekillenir.

— Genelde kelimeler üç bölümden meydana gelir : kök, yapım eki ve çekim eki. (Rom. rădăcină, sufix lexical, sufix flexionar).

Kök – kelimenin bir anlama sahip en küçük parçasıdır : at, bulut, araba.

Yapım eki – köke eklenerek yeni bir anlamı olan kelime meydana getirir : at+lı, bulut+şık, araba+cı. Bu yeni kelimeye gövde (Rom. temă) denir.

Kök ve gövdeler çekim ekleri alarak anlamca birbirine bağlanıp cümleler meydana getirmek için, gerekli biçimlere girerler : at+lı+lar, bulut+şık+nıñ, araba+cı+dan.

— 10 ünlünün kelime bölümlerinde yer alma durumu birbirinkinden farklıdır.

1. Kelimenin kök bölümünde (a, á, e, ı, ĭ, i, o, ó/ö, u, ú/ü) 10 ünlünün herbiri  bulunabilir.

2. (u, ú / ü) ünlüleri yapım eklerinde de yer alıyorsa da, durumları istikrarsızdır  (tut+um denir, bazen tu+tım ; öl+üm denir, bazen öl+ĭm). Çekim eklerinde yer almazlar.

3. (á, i, o, ó / ö)ünlüleri yapım eklerinde de, çekim eklerinde de bulunmaz.

— Bütün Türk lehçelerinde olduğu gibi, Dobruca Kırımtatar ağzında da 8 kelime türü vardır : isim, sıfat, zamir, fiil, zarf, bağlaç, edat ve ünlem.

(Romence’deki “articol” – belirtici görevli harf-i tarif türü Türk lehçelerinde başka yöntemlerle ifade edilmektedir, tür olarak yoktur. Romencenin “adjectiv” ve “numeral” türleri Türk lehçelerinde sıfat türünün içindedir. Romencenin “prepoziţie” türü bağlı olduğu kelimenin önünde yer alırken, Türk lehçelerinde kelimenin ardında yer alır).

Sentaktik özellikleri :

Bütün Türk lehçelerinin aynıdır:

– Tamlayıcı kelimeler önde, tamlananlar arkada yer alır : Yeşĭl Ada, dört kardaş, azbar kapısı, taş-col.

– Kurallı cümlelerde özne önde, yüklem sondadır. Yüklemin tamlayıcıları yüklemin önünde yer alır : “(Men) + (bo keşe) + (bĭr tĭş) + (kördĭm).”

– Cümledeki sıralarda yapılan değişikliklerle türlü anlatım özellikleri elde edilir. Bir kelime yükleme yaklaştırıldıkça daha çok önem kazanır, daha başka başka manalar anlatılmış olunur: “(Bo keşe) + (men) + (bĭr tĭş) + (kördĭm).”

4. Tarihte Tatar adı ve dili

İki bin yıl önce bugünkü Orta Asya ve Moğolistan topraklarının bir ucundan bir ucuna göçebe halklar yaşardı. Bunların büyük kısmı Türk soylu, Türk ağızlarını konuşan topluluklardı. Hayat şartları neticesinde bu halklar komşuluk eder, aynı veya başka bir soydan olmanın pek büyük önemi olmazdı, doğadaki hayat kaynaklarını ellerine geçirmek için aralarında amansız savaşlar verirler, birçok zaman da birleşerek konfederasyonlar oluşturur ve yerleşik toplumlara akına çıkarlardı.  Bu tarz hayatta topluluklar birbirleriyle karışır, dilleri de birbirinden etkilenirdi. Bundan dolayı günümüzde Türk dilinin bilinen yazılı en eski örneklerini haklı olarak, bugünkü bütün Türk lehçelerinin ortak kökleri olarak görmemiz gerekmektedir.

– Türk lehçelerinin bilinen en eski belgesi bugün Moğolistan topraklarında bulunan m.s. 732 yılından kalma Orhun yazıtlarıdır. Bu yazıtlarda Dokuz Oğuz, Kırgız, Otuz Tatar, Apar, … gibi Türk kabile adları geçmektedir. Kül Tegin onlara sözümü “edgüti tıngla” – “iyice dinle” diye seslenmektedir. Demek onun dili Oğuz’un da, Kırgız’ın da, Tatar’ın da, Avar’ın da anladığı bir dil idi. Keza aralarına karışmış diğer halkların da.

– Kaşgarlı Mahmut’un 1072-1074 yıllarında yazdığı “Divanü Lûgati’t-Türk”te : “Türkler aslında yirmi boydur. … Ben bunlardan kök ve ana boyları saydım ; oymakları bıraktım. … Rum (Bizans) ülkesine en yakın olan boy Beçenek’dir, sonra Kıfçak, Oğuz, Yimek, Başgırt, Basmıl, Kay, Yabaku, Tatar, Kırkız gelir. Kırkızlar Çin ülkesine yakındırlar.” der.

– Kırım yarımadasıyla Urallar ardındaki Obi ve İrtiş boylarına kadar olan topraklarda XI-XV. yüzyıllarda Kıpçaklar (Batı Avrupa dillerinde Kuman, Rusçada Polovtsı) yaşardı. Altınordu devletinin çoğunluk nüfusunu oluştururlardı. Dilleri hakkında ilim dünyasında “Codex Cumanicus” adıyla bilinen, iki bölümden ibaret, Kıpçakları hristiyanlaştırmak için hazırlanmış, dinî metin tercümeler, gramer ve sözlükten oluşan bir kitabın 1303 yılından kalma elyazma kopyasında kıymetli bilgiler vardır. Birinci bölüm İtalyan tacir ve misyonerler, ikincisi Alman misyonerler tarafından yazılmış. Elyazma Venedik’te San Marko kütüphanesindedir.

Kıpçakların dili konusunda, yaşanmış bir olayı nakletmekle yetineceğiz sadece. Avusturya’da Graz şehrinde yaşayan bir mühendis beyin İstanbul Kırım Derneğine yazdığı mektubunu görmüştüm. Anneannesi Lütfiye Uluiş Dobruca’nın Kaşamak (Viişoara) köyünde doğmuş, Türkiye’ye, Eskişehir’e göçetmiş, zaman gelmiş, evlenmiş, çocuk sahibi, sonra torun sahibi olmuş. Ve torun, mühendis Kenan Karaca kütüphanede görüp bir suret edindiği  “Codex Cumanicus”’u açıp anneannesine bir yerini okumuş : “İlk yaptığım, hemen kartanayımnın karşısına çıkıp, bu eserin içinde en başta bulduğum bilmecelerden birisini ona sormak oldu : “Tap tap tamcık / Tamadırgan tamcık, / Kolın açıp koyadırgan tamcık. – Cevap : ol kobelek”. Anneannem hemen yapıştırdı doğru cevabı suratıma, kelebek diyerek. İkinci, üçüncü, … bilmeceleri de okudum ona. Bir tanesi hariç, hepsini doğru bildi.”

– XV. yüzyılın başlarında Altınordu devletinin dağılmasıyla meydana gelen Türk devletlerden biri de Kırım Hanlığı olmuştu. Tarih onu Tatar Hanlığı, Girayları da Tatar han olarak kaydeder. Kırım halkı kendisini hem Tatar, hem Kıpçak olarak adlandırmaktadır. XVII. yüzyılda yaşamış ve “Sefername” adlı ünlü destanını yazmış Edip Efendi’nin dili bugün bile mana ve duygu yükününün tamamını her Kırımtatarının yüreğine ulaştırabilmektedir. Onun diliyle günümüzün Tatar diline gelindiği hissedilmektedir :

 “Ey, oğlanlar, toplaşıñ, tezden bizge sefer bar !

   Alaşalar nallansın, ok yayları maylansın,

   Egerağaç bakılıp, kavurmalar kaynalsın.

   Al kılıçnı askıdan, çek kayraknı yüzüne,

   Kılıçıñ eger ak bolsa, kara tüşmez közüñe.

   Eki tırşav, bir arkan asıñız eger kaşına,

   Kızıl meşin nazarlık takıñız atnıñ başına. …

   Keldi emir saraydan, çıktık yolğa Mamay’dan.

   Duamnı aldım anaydan, okyaylarımnı babaydan.

   Tal terektir Mamaylar, yav yürektir Mamaylar.

   Erdel aşıp sefer bar, elâl etiñ ağaylar.

   Egerlendi al torı, başı yıldız kaşkadır,

   Han kolunda yigit köp, Mamay beyi başkadır.

   Yetmiş çora yanında, at oynatıp çıktılar,

   Yetmiş ana, yetmiş tas su septirip çıktılar,

   Dua etip anayım, çıdamadı, bayıldı.

   Yetmiş atnıñ tozanı tuman bolıp cayıldı …

   Toplaş boldı bizlerge Ğazı Kermen çölünde,

   Kızıl yavlık, kara kamçı cümlemizniñ elinde.

   Tat’tan keldi odaman, Kefe tübü karaman,

   Barın, Arğın, Kart Kıpçak cümlesinden kocaman.

   Erdel şeeri ak şeer, kocamandır camisi,

   Bu şeerde katıştı bizge Bogdan töresi.

   Bogdan bayar zor bayar, ediyesi kırklama :

   Kırk aygırman kırk buga, cümlesi ep saylama.

   Han çadırı karşısına kuruldı bayar çadırı,

   Sıylavına koydılar sıylamacı batırnı.

   Adil Geray Bogdan’man keñeştiler tañgacek. …

   Haber aldık, yolumız batak, ak-tiken,

   Bu seferge sav ketip, kimler sav kaytar eken ?

   Bizler Kıpçak oglumız,çamurga batar çıkarmız,

   Küneş çıksa kurutır, suv tapılsa çaykarmız.

   Baş yazısın köz körer, yigit er şeyge köner,

   Can kurtulsa selâmet, aguv-acı ep öter …

5. Yazı dili haline gelişi

Dobruca Kırımtatar ağzıyla zengin sözlü bir halk edebiyatı yaratılmıştır. Bu edebiyat nesilden nesile aktarılarak halkın hafızasında muhafaza edilmiştir.

Yazıya geçmesi arap harfleriyle Türkçe okuma yazması olan sanat meraklılarının beğendikleri “çıñ”ları, maneleri, beyitleri, atasözlerini, masal ve destanları bir “özel kütüphane” değeri verdikleri defterlerine geçirmeleriyle başlamıştır. Bunları başkalarının defterlerinden aldıklarıyla zenginleştirmişlerdir. Bu gibi defterlere Türk edebiyatları tarihinde “cönk” adı verilmiştir.

XX. yüzyılın başlarında Dobruca halk yaratıcılığının eserleri folklorcuların ve dilcilerin ilgisini çekmeye başlamıştır. Romen öğretmen İon Dumitrescu Frasin, Türk profesör Kazanlı Saadet İshakî Çağatay, Polonyalı W. Zajaczowski derledikleri malzemeleri yayınlamış, başka araştırmacılara da örnek olmuşlardır. Sonraki yıllarda Dobrucalı Necip H. Fazıl, Mehmet Halim Vani, Ali Osman Bekmambet, Müstecib Ülküsal, Ahmet Naci Cafer Ali, Ekrem ve Hilmiye Mehmet Ali, Nevzat ve Nermin Yusuf, Enver ve Nedret Mahmut, Cenan Bolat, Romenler Gizela Suliţeanu ve Cornelia Călin bu alandaki sıkı çalışmalarıyla nice millî yadigârı kaybolmak ve unutulmaktan kurtarıp millî kültürümüzdeki yerlerine oturtmuşlardır.

Kırımtatar dilinin yazılı edebiyatta kullanılması Dobruca’da Mehmet Niyazi ile, XX. yüzyılın ilk çeyreğinde Mecidiye Medresesinde öğretmenlik yaptığı yıllarda başladı. Onun yüksek sanat örneği şiirleri ancak 1931 yılında, eski bir öğrencisi olan Dobruca Tatar kültürünün seçkin mürşidi Müstecib H. Fazıl’ın gayretleriyle, “Sağış” adıyla bastırılarak geniş okuyucu kitlesinin istifadesine sunulabilmiştir. Mehmet Niyazi ve “Sağış”  Mecidiye Medresesi öğrencilerine millî emel yolunda örnek ve meşale olmuşlardır.

Mehmet Niyazi’nin birinci şakirdi Müstecib H. Fazıl’dır. Onun da Tatarca edebî denemeleri vardır. Fakat onun bu yöndeki yazıları daha çok yönetmekte olduğu “Emel” dergisinin okuyucularını yazmaya teşvik için yazılmış birer model  ve yazı sanatı dersleridir. Onun hedefleri daha kapsamlıdır, Dobruca Türklerini maddî ve manevî,  sosyal-politik ve kültürel bakımdan, bütün yönleriyle kalkındırmak ve bilinçlendirmek, onların yüzlerini ve gönüllerini kopup geldikleri ana kitleleri olan Kırımtatar halkına çevirmek ve yaklaştırmaktır. O aynı zamanda bir edebî ekolün kurucusudur. Onun işaret edip geçtiği edebiyat türlerinde Tatarcanın ifade gücünü ortaya koyanlar Emel Mecmuasında yakın mesai arkadaşlarından Tahsin İbrahim, Necip H. Fazıl, Mehmet Halim Vani, daha sonraları Ali Osman Ayrantok, İsmail Ziyaeddin olmuşlardır. Emel Mecmuasında ve Emel yayınları olarak çıkan kitaplarda bu yazarların yanı sıra Kırım edebiyatının Çelebi Cihan, Bekir Sıtkı Çobanzade, Abdullah Lâtifzade, Amdi Giraybay gibi kudretli, seçkin kalemlerinin eserlerine de yer verilmiştir. Böylece Dobruca Tatar dilinin ve edebiyatının gelişmesine yardımcı olacak, onun ileride alacağı biçimlerini tayin edecek en doğal, en yakın kaynağın Kırımtatar dili ve edebiyatı olduğuna işaret edilmiştir.

Fakat 1950 yılında yeni açılan Tatar okulları için ders kitapları hazırlanacağı sırada, Kırımtatarının adını yasaklayıp unutturmak isteyen Sovyet soykırım politikasını sorgusuz sualsiz izleyen dönemin Romanya  siyasetçilerinin, o da Tatar, bu da Tatar mantığı ve emriyle, Dobruca Tatarcasının gül fidanı, Kazan Tatarcasının çınarına aşılanmak istenmiştir. Tataristan’dan, Dobruca Tatar lehçesinden ayrı bir lehçede yazılmış okul kitapları getirtilmiştir. Bir sonuca varılamamıştır. Başka bir yol aranmıştır. 1956-1959 yıllarında, Tatarların daha yoğun olarak oturdukları Orta Dobruca halkının konuşma diline dayalı kitaplar yazımına geçilmiştir. İsmail Ziyaeddin, Naci Cafer Ali, Zeytullah Mambet, Muratça Seyt-Abdulla, Mehmet Ablay, Ekrem Menlibay efendilerin, altında imzalarının bulunduğu ders kitaplarında ilk olarak öğrencilere ana dilin temel bilgileri sunulmuştur. Bu kitaplara Tahsin İbrahim, Mehmet Vani, Mustafa Ahmet, Necip Resul efendilerin de geçen az emekleri geçmemişti, fakat onlar Emelcilerden olup, millî faaliyelerde bulunmuş olduklarından, yeni rejimde hapislerde süründürülmüşlerdi. Eserlerini imzalama haklarından mahrum tutulmuşlardır.

1959 yılında Tatar okullarının komünist rejim tarafından kapatılmasıyla Tatar toplumunun ana dilinin öğrenilmesine, yaşatılma çabalarına de set çekilmiş oldu.

1980 yılına gelinceye kadar tatar dilinde herhangi bir kitap basılmadı. 1980 yılında Tatar millî kültürünün sevdalısı, tutkulu ve sebatkâr folklorcu Ahmet Naci Cafer Ali ve arkadaşları Mehmet Ablay ile Nuri Vuap’ın “Boztorgay”ı, bir abide heybetiyle meydanda boy gösterdi. Dobruca Tatar halkında “Sağış”ın çıkışındaki gibi bir heyecan yaşandı. Bu heyecanı paylaşanlardan biri, eline geçen bir “taze” Boztorgay nüshasını, büyük milletsever Müstecib Ülküsal’a koşturmuştu. Bu tarihî hadise üzerine, Müstecib bey “Emel”in 1981 yılı 123 no. lu sayısının “Boztorgay” adlı başyazısında şunları yazmıştı :

“Evvelâ, bu değerli eseri yayınlamış olan aydın gençlerimizi yürekten kutlarım. Bununla bugün Romanya’da yaşayan Kırım asıllı 50 bin kadar Türk-Tatar’a büyük bir hizmet yapmışlardır. Çünkü, 20 yıldan fazla bir zamandan beri okulu, dergisi, kitabı, gazetesi olmayan ve yalnızca Rumence okuyup yazan, her yerde ve hattâ evinde bile Rumence konuşup anadilini tamamiyle unutmaya başlayan çocuklarımıza ve gençlerimize severek, zevkle okuyacakları bir kıymetli kitap hediye etmişlerdir.

Ümit ve temenni ederim ki babalar ve analar da bu kıymetli eserin değerini bilerek ve sağlayacağı faydaları düşünerek kendileri de okurlar ve çocuklarına da okumayı tavsiye ederler.

Bir millet, bir halk millî ve dinî varlığını ancak kendi dillerinde yazılmış kitapları, dergi ve gazeteleri okumak sâyesinde korur ve devam ettirirler.”

“Boztorgay”ı diğer kıymetli kitaplar ve yayınlar  izledi : Mehmet Ali Ekrem – Bülbül Sesi, 1981 ; Nevzat ve Nermin Yusuf – Nasrettin Hoca’ga dair Masallar, 1983 ; Altay Kerim – Kâniye, 1984 ; Ekrem ve Hilmiye Mehmet Ali – Tepegöz ; Nedret ve Enver Mahmut – Bozcĭgĭt, 1988 ; Ayuw Kulak Batır – 1991 ; İsmail Ziyaeddin – Toy, 1992 ; Yaşar Memedemin – Kalem Oyunları – 1996 ; Anka – 1997 … Renkler 1 – 1987 ; Renkler 2 1989 ; Renkler 3 – 1992 ; Renkler 4 – 1995  … ; Karadeñĭz gazetesi – Nisan 1990’dan bugünlere (2010 yılına) kadar …  

6. Dobruca Tatar ağzı ile ilgilenen alimler

Dobruca Tatar ağzı ilk olarak bir dilbilgini gözüyle Polonyalı türkolog Tadeusz Kowalski (1889-1948) tarafından ele alınmıştır. 1937 yılında Müstecib H. Fazıl beyin konuğu olarak geldiği ve kardeşi Seyfettin H. Fazıl’ın haydadığı at arabasıyla dolaştığı Pazarcık, Silistre ve Köstence köylerinde, Kowalski incelemelerde bulunmuş, ünlü Kanaralı Nogay ozan Abdülhakim Cavuldar ile de tanışmıştır. Bir bakıma denilebilir ki ilmî mülâkatların yerlerini ve muhataplarını, alimden önce, bölge halkının dil hususiyetlerini yakından bilen Müstecib bey seçip tespit etmiş, Kowalski onun izlerinden yola çıkarak onun gözlemlerini teyit etmiş ve ilim diliyle dünyaya duyurmuştur. 

Topladığı dil malzemelerinin incelenmesinden Kowalski Dobruca tatarcasının yapısında Yalıboyu (Tat), Kırım (Çöl, Şongar-Keriş) ve Nogay olmak üzere hâlâ üç ağzın bulunduğunu görür. Bilim dünyasına şu duyurularını yapar : Dobruca’da Diyalektler Araştırmaları Gezisi Raporu, Krakovya -1938 ve Dobruca’da Türk Etnik Unsurlar, Bruxelles– 1938.    

1956-1959 yıllarında Tatar okulları için ders kitaplarının hazırlanmasında Romen türkolog Vladimir Drimba’nın çok emeği geçer. Alimin daha sonraları Romanya’da Konuşulan Tatar Dilinin Alfabesi – 1957, Dobruca Tat Diyalekti -1961, Kumanca Sentaksı – 1973 gibi önemli eserleri yayınlanmıştır.

Dobruca Tatar ağzını etraflıca araştırıp onun ilk Fonetik ve Morfolojisini ortaya koyan ise Üniv. Prof. Enver Mahmut beydir. (d. 1935). Onun Dobruca Türk lehçeleri ve folkloru üzerinde araştırmalarıyla başlayan ilmî çalışmaları sonraları Türk dünyasının ve kültürünün enginliklerinde de devam etmiştir. Dobruca Tatar ağzı üzerine yazılarından birkaçı şunlardır: Dobruca Nogayları ve Diyalektleri – 1964, (1967 yılında sayın profesörün Dobruca Türk kültürünün yolbaşçısı Müstecib Ülküsal beye bu ilk eserinin bir nüshasını göndermesi ve o devrin şartlarında saygılarını sunmasının çok anlamlı ve takdire şayan bir hareket olduğunu kaydetmek gerek.) ; Dobruca Tatar Ağzının Diğer Tatar Ağızlarına  Nazaran Özellikleri – 1969 ; Romencenin Dobruca Tatar Ağızları Üzerinde Etkileri – 1972 ; Dobruca Tatar Ağızlarında Türkçe Unsurlar – 1973 ; Tatar Dili Genel Dilbilgisi – Fonetik ve Fonoloji, Morfoloji – 1975. 

Dobruca Tatar ağzı üzerine bir başka eser de Şükran Vuap–Mokanu’un Pratik Tatar Dili Ders Kitabı’dır (1985).      

Üniv. Prof. Aciemin Baubek bey “Türk lehçelerinin sınıflandırılması ve Romanya’da konuşulan Tatar ağzının bu sınıflandırılmadaki yeri” adlı bilimsel tebliğinde Dobruca Tatar ağzına bakış açılarının çeşitlerine ve kapsamlarına önemli bir tamamlamada bulunmaktadır.(“Tatarların Kökeni” – Uluslarası Sempozyomu, Köstence 1994).

7. Dobruca Tatar Ağzının kelime varlığı

Bir dilin bütün kelimeleri o dilin kelime varlığını ya da kelime hazinesini meydana getirir. Bu kelimelerin bir bölümü o dili konuşan herkes tarafından bilinir, bir halkın bütün fertleri arasında anlaşma ve birlik bu bölüm sayesinde sağlanır. Bu kelime bölümüne dilin temel kelimeleri denir. Kalan diğer kelimeler toplumun daha dar çevrelerinde kullanılır, kelime varlığının kalan bölümünü oluşturur.

Her dilin kelime varlığı öz kelimeler ve alıntı kelimeler olmak üzere iki gruba ayrılır.

A) Öz kelimeler kök kelimeler, türemiş kelimeler ve birleşik kelimelerden meydana gelir. Bu üç gruba unutulmuş kelimeler grubunu da eklemek gerekir. Bunlar eski belgelerde veya yaşayan diğer bazı Türk lehçelerinde kullanılmakta olan kelimelerdir.

1. Kök kelimeler anlamı bozulmadan daha küçük parçalara bölünemeyen kelimelerdir : üy, şöl, bulut, araba, al-(mak), ber-(mek) … gibi.  

Görev bakımından ikiye ayrılırlar : a) varlıkları, niteliklerini, durumlarını, ilişkilerini gösteren ve isim soyundan kelimeler denilenler (hawa, mawı, ast, üst, gibĭ) b) olayları, hareketleri gösteren ve fiil soyundan denilenler ( bol-mak, kel-mek, şık-mak). 

2. Yapım ekleri –lık, -şĭ, -lamak, -lemek gibi, kendi anlamları olmayan, fakat kök kelimeden yeni anlamlı kelimeler türeten eklerdir. Kök ve yapım eklerinden meydana gelen bu yeni kelimelere gövde (Rom. temă) ya da türemiş kelimeler denir: baş® baş-lık, baş-lamak ; tĭş ® tĭş-şĭ, tĭş-lemek, tĭşle-ş-mek.

İsim soyundan kelimelere eklenenler (ot-lık, sarı-ca, üç-er, su-sa-mak, ot-la-mak) ve fiil soyundan olanlara eklenenler (al-ış, al-ım, al-mak, al-dır-mak, al-ına-mak, ) olmak üzere yapım ekleri iki çeşittir.

Elde edilen kelimeler dört çeşit olur :

a) İsimden yapılmış isim : at-atlı, kondıra-kondıracı.

b) İsimden yapılmış fiil : yaş-yaşamak, sarı-sararmak.

c) Fiilden yapılmış isim : süymek – süygĭ, atmak ® atkış.

ç) Fiilden yapılmış fiil : inanmak – inandırmak,

Aynı kökten meydana gelen kelimelerin toplamına kelime ailesi denir (Rom. familie de cuvinte) : sap, saplı, sapsız, saplamak, saplanmak, saplantı.

3. Birleşik kelimeler. İki veya daha çok kelime bir araya getirilerek oluşturulan tek anlamlı, tek kelime gibi kullanılabilen kelime öbeğine birleşik kelime denir. Birleşik kelimeler işleyişleri bakımından sekiz kelime sınıfından herbirinde yer alabilirler : isim, sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç, ünlem ve fiil olabilirler.

İsim soyundan birleşik kelimeler :

– İsim takımı : ĭşnĭñ aslı, lapnıñ kıskası ; baş belâsı, ĭşbırlĭgĭ, kawerengĭ ; azbarkapı, başörtĭ, Bakşesaray ; kardan kĭşĭ.

– Sıfat takımı : ak et, ak şiy, alakarga, başbakan, Karadeñĭz, bugün / bügün ; tezcanlı, awırbaşlı ; başıboş, közĭaşık / közaşık.

– Zarf takımı : taa arüw, az sonra ; eñ arüwĭ, taa dogrısı.

– Edat takımı : baba gibĭ, akşamdan sonra, üyleden ewel ; akşamga taba.

– Bağlaç takımı (bağlaçları anlamda saklı birleşik kelimeler) : is. ana (ve) baba, şanak şölmek ; s. yorgın (ve) argın, yalan (ve) yañış ; z. sen (ve) men, şo (ve) bo ; zf. arüw (veya) yaman, keşe (ve) kündüz.  

Fiil soyundan birleşik kelimeler :

– İsimli takım : cawın cawmak, kulak bermek, başı aylanmak, colda kalmak, aklında tutmak, közden tüşmek, hoşına ketmek ; sersem bolmak, saroş bolmak, sabıretmek, telefon etmek. 

– Zarf takımı : keş kalmak, ilerĭ ketmek. 

– Bağlaç takımı (bağlaçları anlamda saklı) : alıp satmak (almak ve satmak), batıp şıkmak, ketĭp kelmek.

4. Unutulmuş eski kelimeler : abay (dikkat, bilinç), kürege (kübĭ, yayık).

B. Alıntı kelimeler. Bir toplumun başka dillerden alıp kendi ihtiyacı için kullandığı kelimelerdir. Bunları iki ana grupta düşünmek gerektir :

b1 – Türkiye Türkçesiyle Türk lehçelerinden alınıp ikili ve genel Türk Dünyası ilişkilerinde ve bilimde kullanılmaya başlanan, akrabalıkları sayesinde en kolay benimsenen kelimeler :

açı , ana tĭtreşĭm, üçgen, dörtken, çokgen,

b2 – Diğer dillerden alınan kelimeler. Dobruca Tatarcasının başka dillerden aldığı kelimeleri altı grup halinde görmek mümkündür :

1. Büyük Türk topluluğunun bir parçası olarak yaşadığı Orta Asya’daki devrinden miras kalmış az sayıdaki yabancı kelimeler :

şay, ĭncĭ (Çin.), cada-taşı (Tibet.), bal (Sanskr.), kadın, kâat, tamu (Sogd.) ;

2. Dobruca Tatarcasında Moğolca ile ortak olan, temel kelimeler hazinesinden kök kelimelerin sayısı epey kabarıktır. Günümüzde bunların iki halkın çok sıkı ilişkilerinde, birbirinden alıntı mı, yoksa bir ana dilin iki kardeşten ikisine de bıraktığı yadigârı mıdır meselesi henüz açıklığa kavuşturulmuş değildir. Şimdilik söylenebilecek tek şey, Moğollar ve Tatar Türkleri şayet öz kardeş olmayıp, sadece tarihî komşu iseler, aşağıda sadece birkaç örneği seçilip verilen kelimelerin bir kısmı Moğolca’dan alıntı, bir kısmı da Moğolcaya verdiklerimizden olması gerektiğidir. Örnekler (Moğolca – Tatarca – Türkçe) ve alfabe sırasıyla verilmiştir :

abagay – apakay / karı ; abisun – apsĭn – elti), añkilah – añkımak / koku vermek; argamak –argamak / yarış atı ; asrah –asrav – yetiştirmek … , bagatur – batır / bahadır ; baglah – baylaw / bağlamak ; baylig – baylık – zenginlik ; boloh – boluw / olmak ; bosuga – bosaga / kapı eşiği ; böör – bawır / bağır , büten – bütün / bütün, …; cagah – caga / yaka, kıyı ; caguci – cawşı / aracı) ; calbarih – calbarmak / yalvarmak) ; calgih – calmamak / içine çekip yutmak ; ces –cez / bakır alaşımı) ; cil –cıl / yıl ; cimis – cemĭş / yemiş ; cürme – cörmew / sakatat, kesilmiş hayvan artıkları. … , çaga – şaga / küçük çocuk) ;  çana / şana / kızak ; çeleg – şelek / tahta kova ; çöl – şöl / bozkır ; çuburih – şıbırmak / damla damla akmak ; çünkeyih – şonkaymak / çömelmek ; dalda – talda / dulda ; daldalah – taldalaw / kuytu etmek ; dorbuyh – torbayuw / torba gibi dışarı çıkmak ; … elkeg – elek / elek ; en – en / genişlik ; eng – eñ / en (en çok) ; er – er / erke) ; esen – esen / sağlıklı,… , gkir – kir / kir ; gunan – kunan / üç yaşında büyükbaş hayvan ; gunacin – kunacın / üç yaşında dişi büyükbaş hayvan… , habirga – kabırga / kaburga ; habhag –  kapak / kapak ; habhan – kapkan / kapan (tuzak) ;  hagsah – kağşamak / kurumak) ; han – han / han (başkan) ; hanah1 – kanamak / kanamak ; hanah2 – kanmak / kanmak (doymak) ; har (hara) / kara / kara (siyah) ; haragul – karawul, bekçi (gözcü) ; harah – karamak / bakmak ; harakeger – karaker / koyu kestane rengi at donu) ; haranhuy – karangı / karanlık ; harsi – karşı / karşı (zıt) ; harsilah – karşılamak / karşı çıkmak ; haşgarah – kışkırmak / haykırmak) ; hayçin – kayınşı / makas ; hobuga – kopka / kova ; honoh – konmak / konaklamak , hoñur1 –koñır / doru ;hoñur2 – koñır / temiz yürekli) ; hos – koş / çift ; huda – kuda / dünür ; hula – kula / açık kahverengi at donu) ; huralta – kurultay / kongre), huyan – kuyan / sinir iltihabı (romatizma) ; ircayh – ırcayuw / sırıtmak ; ireh – ermek / ulaşmak ; isegey – eskĭ / keçe parçası, temizlik bezi), … kebeg – kepek / kepek ; kebenek – kepenek / keçe yağmurluk ; keer – kır / kır, ova ;  kegürcigene – kögerşĭn / güvercin ; kekereh – kekĭrmek – geğirmek ; kereg – kerek / gerek (gerekli şey) ; keseg – kesek / parça, dilim ; köndölön – köndelen / çapraz (bir yönü dik kesen) ; … magtah – maktamak ; mañlay – mañlay / alın ; monçog – moşak / boncuk ; möçe – müçe / uzuv..,, narın – narin / narin, … ogşih – okşımak / kusmak ; orun –orın / yer ; ovoo – oba / tepe ; oy – oy / akıl) ; oyloh – oylamak / düşünmek, …, ölöñ – ölen (çim, çimen) ; saah, sagah – sawmak / sağmak ; sabaga – sabak / uzun sopa (sap) ; sagamal – sawmal / sağılan) ; salkin – salkın / serinlik (rüzgâr) ; sanah – sanmak / sanmak ; sarimsag – sarımsak / sarımsak ; sahal – sakal / sakal ; sebke – sepkĭl / çil ; sigeh – siymek / işemek ; siltag – sıltaw / bahane ; silükey – sĭlekĭylĭ / salyalı ; siyreg – siyrek / seyrek ; sohur – sokır / sokur ; solugay – solakay / solak ; sögegeh – sökmek / sövmek ; sööm – süyem /  küçük karış, işaret parmağı ile başparmağın tam açılmış arası) ; süy – söz  / söz. …. şijim – şıcım / sicim ; şiñgen – şĭñgen / mayi (az yoğun) ; şumbah – şommak / çimmek) ; şöl – söl / et suyu ; tabçañ – tapçan / seki ; tagarçug – tagarşık / dağarcık ; tayag – tayak / sopa ; talah –  talamak / dalamak ; tamga – tamga / damga ; tamir – tamır / damar ; tanih – tanımak / tanımak ; tañnay –tañnay / sert damak ; tañsık – tansık / beğenilen (sevilen) ; tarhah –darkamak / dağılmak ; tebene – temen-ine / çuvaldız ; tegş – tegĭs / düz ; temür – temĭr / demir ; teñ – ten / denk ; teñri / tañrı / tanrı ; ters – ter / ters ; tobrag – toprak / toprak ; togloh – tolgamak / sazlı sözlü söylemek ; tolmaç – tĭlmaş / dilmaç ; toñgoyh – toñkaymak / önüne doğru bükülmek ; toy – toy / düğün) ; tögürik – tögerek / yuvarlak) ; töl – töl / döl ; tölöh – tölemek / ödemek ; törköm – törkün / kadının kızken yaşadığı evi ; törü – töre / gelenek ; tösü – tüs / yadigâr) ; tug – tug / tuğ, …, ulaa – ulak / yedek at ; ulih – ulumak / ulumak) ; uls – ulus / ulus ; urşiglah – urşulamak / üzmek ; urug – uruw / uruk ; uur – uru / tahıl depolanan çukur ; uvay – abay / bilinç ;… ülger – ülgü / örnek ; ür – urluk / tohum ; yabalag – capalak / baykuş cinsi ; yasah – yasaw, -mak / yapmak, …

3. Farsça ve Arapça kelimeler komşuluk, ticarî ilişkiler ve islâmlaşma sürecinde alınmıştır. Bu alıntılar iki ayrı devirde gelmiş olmalı : Orta Asya Büyük Türk topluluğu devrinde doğrudan ve Osmanlı – Kırım ittifakı devrinde Osmanlıca vasıtasıyle. Birinci devirde alınmış kelimelerde Fars ve Arap söylenişlerine uyulduğu görülmektedir.

İkinci devirde ise Osmanlı Türkçesi vasıtasıyla gelmiş kelimelerde Osmanlı söylenişleri hakimdir.

Farsça alıntılardan örnekler: abdes, abriy, awaz, bed, berşĭn, cambaz, cömert, dert, destan, erendĭ, kenar, kĭlĭm, kĭreş, maşa, meywa, mık, müjde, namaz, naz, nışan, nogıt, oca, oraza, pamık, papĭş, para, pelwan, pener, perde, peşman, peygamner, pĭláw, pĭrĭj, renk, saya, selbĭ, serbest, sĭnĭ, sokta, şare, şarşap, şıra, takta, tawa, ten, tena, testĭmal, traş, turşı, tüpek, zengĭn, ziyan, zor, zurna.

Arapça alıntılar: abdal, acele, aduw, asker, aywan, camĭ, cemaat, ders, din, kabĭr, kayıl, kasap, kelpedin, kılıp, kısmet, kitap, macun, masal, masrap, melek, memleket, mera, merak, mĭsapĭr, miras, müşterĭ, nagış, nal, nepes, nikâ, niyet, pal, pĭrawün, pĭtne, raf, razı, resĭm, resul, saba, sakat, selâm, sınıf, şair, şarap, şemşiye, şerbet, tabak, tabiat, takat, tarih, zaman, zamet, zarar, zeki, zewk, ziyĭn, 

4. Kırım Tatar halkının Hanlık ve Rus esareti devirlerinden miras Rusça ve Ukrayince kelimeler: aborka (oborka – farbala, kıvrım), aborot (oborot –fiyaka), afiser (subay), álĭşke (galuşki), arol arişka (oryol reşka – yazı tura), babu (kocakarı), bank (kavanoz), barazna / parazna (borozda –evlek), borana (tırmık), kamıt, kapısta, kürpe (krupa – yarma), lakşa (lapşa – erişte), makraj (magarıç – ısmarlama), papiros, peç (peş), peçka (peşka; soba), sernĭk, taşke (taçka-el arabası), traská (tryaska –azar),

5. Dobruca Tatar topluluğunun Romenceden alıp kullandığı kelimeler : ban, beç, bordiy, mamelek, ţigay, ţoy, …

6. Doğrudan ilişkilerde bulunulmayan dillerden Rusça, Romence ve Türkiye Türkçesi vasıtasıyle alınmış kelimeler : abajur (Fr.), anaktar ( Yun.>Türk.), autobuz, (Fr.>Rom.), ayrıplan (Fr. aéroplane>Rom.), bĭde (Yun.>Türk.), dercan / delcan, (Fr. diligence>Rus.), dümen (İtal. timona>Türk.), kapila (İtal.>Rom.), kiramet (Yun.>Türk.), koşara (Bulg.>Rom.),masır (Yun.>Türk.), mobila (Fr.>Rom.), palavra (İsp.>Türk.>Rom.),poşta (İtal.>Rom.), takina (Yun.>Türk.), urba (İtal. >Türk.),

8. Dobruca Kırımtatar Ağzı Sözlükçülüğü

– Genç Müstecib H. Fazıl (Ülküsal) 1919 yılında Kırım’da Bahçesaray yakınındaki Fotisala köyünde öğretmenlik yaparken Rusça öğretmeni arkadaşı Yakup Seyitcelil ile bir Kırımtatarca – Rusça sözlük hazırlamaya başlarlar. Bunu “M” harfine kadar getirirler, fakat 1920 yılının Haziranında Kırım’dan ayrılmak zorunda kalınca sözlük yarım kalmıştır. Bir Dobrucalının bir Tatarca sözlük çalışmasının ilki bu olsa gerek.

1921-1929 yıllarında Mecidiye Medresesinde okuyan babam Sait Osman Agali’nin anlatmasından biliyorum, birkaç sene Kırım’da Tatar hükümetinin emrinde gönüllü hizmet gördükten sonra bolşevik tehlikesinin artması karşısında Dobruca’ya dönen öğretmenleri şair Mehmet Niyazi’nin ve Hafız Cafer Ali efendinin etkisiyle birçok medreseli öğrenci şiirler karalamaya, atasözleri, maneler ve çınlar, Tatarca lügatçeler derlemeye koyulmuşlar. Lazăr Şăineanu’nun “Dicţionarul Universal Limbii Române ve Muallim Naci’nin “Lûgat-ı Naci”si birçok öğrencinin sözlük modeli ve başucu kitabı imiş. (Necip H. Fazıl, Mehmet Halim Vani, Tahsin İbrahim, İsmail Ziyaeddin, Ali Osman Bekmambet, Abdullah Ablay  ve daha başkaları …). Edebiyat alanında bu hevesler Emel’de ve Emel yayınlarında basılan millî eserlerle semeresini vermişse de, bir sözlük ortaya konulamamış. 

– İsmail Ziyaeddin Medrese yıllarındaki sözlük denemelerinden sonra, dil üzerine çalışmalarını bırakmış değildir. Dobruca Tatar ağzının ses sistemini ifade edebilecek bir alfabe tasarlar. 1940 yılında “Emel” yayınları arasında çıkan “Çorabatır” piyesini bu alfabesiyle bastırmıştır. Bir sözlük çalışmasına da başlar. Dobruca Tatarcasının tarihî kaynaklarını, Türk lehçelerini de inceler. Radlov’un 10 ciltlik “Türk Lehçelerinin Sözlüğü” de vardır kütüphanesinde, ondan da yararlanır. Fakat başlayan İkinci Dünya Savaşının fırtınalı günlerinde çalışmalarına devam edemez. 1944 yılında, 32 yaşında, medresesede görülmeyen derslerin lise fark imtihanlarını vererek orta öğretim diplomasını alır, 1945-1950 yıllarında Timişoara’da inşaat mühendisliği tahsilini yapar.

– 1952-1959 yıllarında yeni açılan Tatar okulları için ders kitapları hazırlanıp basılırken Eğitim Bakanlığınca Romence–Tatarca ve Tatarca–Romence olmak üzere, sözlük hazırlanma­sı da kararlaştırılır. Bir çalışma grubu kurulur. Grupta yer alan şahıslar şunlardır: mühendis, şair ve yazar İsmail Ziyaeddin – baş redaktör, folklor araştırmacısı Prof. Ahmet-Naci Cafer Ali – redaktör yardımcısı, Bükreş Üniversitesi profesörlerinden Muratça Seyit Abdullah, Ab­lay Mehmet, Mehmet Ali Ekrem, Köstence Tatar okulları öğretmenlerinden Tahsin İbrahim, Mehmet Halim Vani, Ekrem Menlibay – üyeler. Bir süre sonra Tahsin İbrahim ve Mehmet Halim Vani bu sözlük işinde çalışamazlar, Emelci olarak tutuklanır, yıllarca hapis yatarlar.

1959 yılında bütün azınlık okulları kapatılırken Sözlük çalışmasının sözleşmesi de Eğitim Bakanlığı Yayınevi’nce iptal edilir. Birinci cildin % 40’ı kadar olan daktilo edilmiş metni ile kutu kutu bütün kelime fişleri çalışma grubu tarafından Ahmet-Naci Cafer Ali Bey’e emanet edilir. İkinci cildin fişleri ise harf harf iş bölümü yapan grup üyelerinin ellerinde kalmış, zamanla kaybolup gitmiştir.

– 1989 yılındaki Romanya halk devriminin getirdiği özgürlük ve iyimserlik ortamında, gazeteci ve yazar Kerim Altay bir Tatarca-Türkçe-Romence Sözlük hazırlar. Eseri basacak olan Kriterion yayınevi, sözlükçülük alanında söz sahibi kimseler olarak gördüğü İsmail Ziyaeddin ve Ahmet-Naci Cafer’den bu çalışma hakkında bir görüş rica eder. Ahmet-Naci Cafer bey, İsmail Ziyaeddin beyin de muvafakatını verdiği bir referat hazırlar. Eserin birçok eksiklerine ve kusurlarına objektif bir şekilde işaret eder. Fakat halkımızın bir temel ihtiyacına bir an evvel bir karşılık verilebilmesi için, basılmasını gerekli görür. Sözlük 1996 yılında basılır. Düşüncelerini Kerim Altay beyin kendisine de açıklar. Ondan yeni bir baskı için eseri üzerinde tekrar çalışmasını ister, emanetinde tuttuğu 1959 yılı sözlük çalışmasının materiyalını, İsmail Ziyaeddin Bey’in onayını da alarak Kerim Altay Bey’e verir.

Ne yazık ki ömrü vefa etmeyen Kerim Altay 2006 yılında Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

– 2009 yılında Taner Murat tarafından hazırlanmış Kazakşa – Kırım Tatarşa Sözlĭk çıkmıştır. Bu sözlüğü inceleyip çalışmamızda yararlanma fırsatımız olmamıştır. “Kazak” sözü Kırımtatarcada Don Kazaklarını kasteden bir söz iken daha sonraları Tatarların temas haline geldikleri bütün yabancı milletleri, Rusları da, Ukrayinleri de, Romenleri de belirten bir söz olmuş, hatta “hristiyan” anlamına da gelmiştir. Ayrıca bütün dünyada ve Türk lehçelerinde “Kazak” sözü Kazakistan halkını adlandırmaktadır.

Bu bakımdan, “Kazakşa” yerine Romence denilseydi daha isabetli olurdu.

9. Dobruca Tatar ağzının Kırım ağızlarına göre durumu ve konuşulduğu saha

Dobruca’ya en eski yerleşen Kırımtatarları kuzeyden güneye doğru baskılarını arttıran Rusların ilerlemesinden dolayı, XVI. yüzyıldan itibaren, Bucak, Azak kuzeyi ve Kuban Nogayların bir kısmı olmuş. Artlarından Kırım yarımadasının düzlüklerinden yola çıkan Çongarlar  ve Kerçliler (Çongarlar – eski Türk-Moğol ordusunun sol kanadıyla – “dzuun gar”- sol koluyla, Batıya doğru akın eden, yarımadanın kuzey ovasına yerleşen Türk boyları; Kerçliler – Kerĭşler, Çongarların Kerç’e yerleşenleri) gelmişlerdi. Kırım’ın 1783’te Rusya tarafından ilhak edilmesinden sonra, en sonunda, göçlere Tatlar denilen dağlık Yalıboyunun halkından da katılanlar olmuştu. Tabiatiyle bu gruplar Dobruca’ya bölge bölge, akraba kitleleri halinde yerleşmiş, oturdukları yerlerde konuştukları ağızlarını da yaşatmışlardı. 

Araştırmacı Üniv. Prof. Enver Mahmut beyin tespitlerine göre 1964 yılında Nogaylar Dobruca’nın şu 16 köyünde yüzyıllara dayanan varlıklarını sürdürmekte idiler: Morköl (Murighiol), Kara Habil (Caraibil, Colina), Dügüncü (aslı Dügenci olsa gerek, Nuntaşi), Tana Köyĭ (Nicolaie Bălcescu), Kara Murat (Mihail Kogălniceanu), Kör Şeşme (Ţepeş Vodă), Taş Awıl (Piatra), Nazarşa (Galeşu), Ala Kapı (Poarta Albă), Kocal (Koca Ali, Rom. eski Valea Neagră / şimdi Lumina), Kanara (Ovidiu), Endek Kara Kuyu (Valea Dacilor), Mamut Kuyusı (İzvorul Mare), İdris Kuyusı (Veteranu), Üyken Bülbül ( Ciocârlia de Sus), Kĭşkene Bülbül (Ciocârlia de Jos). 

Müstecib H. Fazıl Ülküsal beyin Dobruca ve Türkler (1940) eserinde Yalıboyu ya da Tat tabir edilen ağzın Bulgaristan Dobrucasında Pazarcık, Silistre, Balçık kasabaları ve Çatallar, Veyisköy, Mumçul, Doğan Yuvası köylerinde, Romanya Dobrucası’nda da Toksofu (Grădina), Çavuşköy ve Omurlar’da konuşulmakta olduğunu yazar. 

Eskiden de, günümüzde de, Kırım Çöl ağzı Dobruca’da en yaygın olarak konuşulan ağızdır. Tatar nüfusunun en yoğun olarak bulunduğu Köstence-Mecidiye-Boğazköy hattı ile Köstence-Mangalya sahil bölgesinde konuşulmaktadır.

Tatar Dili Genel Dilbilgisi adlı değerli eserinde Üniv. Prof. Enver Mahmut bey uzun yıllar boyunca Dobruca’nın nispeten yoğun Tatar nüfusa sahip 66 köy ve kasabalarından derlediği diyalektolojik materyallari değerlendirerek, 1975 yılına gelindiğinde Dobruca’da sadece Kırım çöl ağzı ve Nogaycanın konuşulduğunu ve Nogaycanın gitgide çöl ağzına yaklaşmakta olduğunu belirtir. Böylece Dobruca’da Kırım çöl ağzının, Tat ve Nogay ağızlarının özelliklerinin bir kısmını kendinde toplayarak, bir kısmını da silikleştirerek Dobruca Tatar dili haline geldiğini ortaya koyar.

Üniv. Prof. Enver Mahmut beyin dolaştığı bu yoğun Tatar nüfuslu yerleşim yerlerinin listesi bize adetâ günümüzdeki Dobruca Tatar ağzının dil haritasını  çizip vermektedir. Bu yerleşim yerleri şunlardı: Acılar (Hacılar, Hagieni), Akbaş (Albeşti), Alakapı (Poarta Albă), Amzaşı (Hamza hacı, Amzaça, Amzacea), Asanşı (Hasança, Valul Traian), Astörlĭk (Has Dirlik, Cumpăna), Azaplar (Tătaru), Balaban Kargalık (Yukarı Kargalık, Corbu de Sus), Balaban Tatlıcak (Büyük Tatlıcak, 23 August), Bayramdede (İndependenţa), Beşul (Beşoğul, Conacu), Bogazköy (Boğazköy, Cernavodă), Dewşe (Devce, Gherghina), Dügüncĭ (aslı Dügenci olsa gerek, Nuntaşi), Ebeköy (Lanurile), Endek Kara Kuyusı (Hendek Karaköy, Valea Dacilor), Idrıs Kuyusı (İdris Kuyusu, Veteranu), Kanara (Ovidiu), Kara Bakı (Kara Fakih, Negreşti), Karaköy (Pelinu), Kara Murat (Mihail Kogălniceanu), Kara Ömer (Negru Vodă), Kaşamak (Kaçamak, Viişoara), Karatay (Nisipari), Karaybil (Kara Habil, Caraibil, Colina) Kaşıkşı (Kaşıkçı, Casicea), Kawlaklar (Kavaklar, Plopeni), Kelĭnşek (Gelincik, Pecineaga), Kence Mallesĭ (Kence Mahallesi, Mereni), Kĭşkene Bülbül (Küçük Bülbül, Ciocârlia de Jos), Kĭşkene Kargalık ( Aşağı Kargalık, Corbu de Jos), Kĭşkene Tatlıcak (Küçük Tatlıcak, Dulceşti), Kocal (Koca Ali, Valea Neagră, Lumina), Kölpınar (Gölpınar, Şipotele), Körşeşme (Kör Çeşme, Ţepeş Vodă), Köstel (Castelu), Köstencĭ (Köstence, Constanţa),  Kubadin (Kutb-ut-din, “dinin kutbu” anlamında kişi adı ; Cobadin), Laz Mallesĭ (Laz Mahallesi, Lazu),  Malçova (Malşuwa, Abrud), Mahmudiye (Mahmudia), Mambetşĭ (Muhammetça, Straja), Mamut kuyusı (Mahmutköy, İzvoru Mare), Mankaliye (Mangaliya, Mangalia), Mecidiye (Mejdiye, Megidia), Morköl (Morgöl, Murighiol), Murat-han (Muratan, Sırt Muratan, Biruinţa), Musrat (Nusret, Moviliţa), Nazarşa ( Nazarça, Galeşu), Nurbat (Tatar Nurbat, Basarabi, Murfatlar), Omırşa (Omurça, Valea Seacă), Osman Bakı (Osman Fakih, Bărăganu), Osmanşı (Osmança, Osmancea), Paraköy (Băneasa), Pervel (Pir Veli, Moşneni), Şıkırşık (Çıkrıkçı, Sibioara), Şırın (Şirin, Şiriu), Tanaköy (Danaköy, Nicolaie Bălcescu), Taşawul (Taş Ağıl, Piatra), Taşpınar (Siliştea), Tekerköl (Tekirgöl, Techirghiol), Tokıspı (Toksofu, Grădina), Topraksar (Toprak Hisar, Topraisar), Tulşa (Tuğlacı, Tulça, Tulcea), Tuzla (Tuzla), Üyken Bülbül (Büyük Bülbül, Ciocârlia de Sus).

Dobruca’nın Tatar nüfuslu yukarıdaki yerleşim merkezleri listesine, tabiatıyle, Romanya’nın başkenti, siyasî, ekonomik ve kültürel kalbi Bükreş şehrini de katmak gerek. Tatar toplumunun birçok seçkin bireyi ülkenin parlamentosunda, idarî kurumlarında, fabrikalarında, üniversitelerinde ve okullarında çalışmakta veya yetişmekte olup bu şehirde yaşamaktadır, burada faaliyette olan Camiin ve Kırımtatar Derneğinin müdavimleri ve üyeleridirler.

Dobruca’nın Bulgaristan sınırları içinde bulunan, yine Kırımtatar ağzını konuşan nüfus için bilgi kaynakları eksikliğinden, herhangi bir değinmede bulunmak durumunda değiliz.

10. Sonuç

Yazı dili Kırım’da Yalıboyu ağzı üzerine kurulmuş ve gelişmiş iken, Dobruca’da bu süreç Çöl ağzı üzerine gerçekleşmiştir. Bu durum geçirdiğimiz tarihî hadiselerin seyrinde, halkımızın dağılıp birbirinden ayrı düşmenin neticesinde meydana gelmiştir.

“Bĭzge Kırım bĭr çakırım bolsa da, / Köp vakıtlar bĭr haber alalmadık. / Hasretlĭkten közlerge yaş tolsa da, / Yeşĭl Curt’ka dogrı col tabalmadık” diyerek elemlerini dile getirmiştir şairimiz Mehmet Niyazi.

Dobrucalılar yüreklerinde Ana yurtlarının sevgisini daima yaşatıp gelmişlerdir.

Devirler değişti ve daha değişecek. Kardeşlere düşen vazife birbirlerini arayıp bulmak, ilişkilerini sıklaştırmak, birbirine yakınlaşmak, bağlarının bilincinde olmak, yardımlaşmak, kol kola verip “Dilde, fikirde, işte birlik”  şiarı altında yaşamaktır.