is.
İki.
1. Bir ile üç arasındaki sayı ve bu sayıyı gösteren rakam.
2. s. Bu sayı kadar olan.
“Bĭr dalda ekĭ kiraz, / Bĭrĭ al, bĭrĭ biyaz. / Calbaraman Mewlâ’ma, / Şo güzelnĭ maga yaz.” – (Boztorgay).
3. zf. İki kez.
Bĭr ekĭ – Bir iki; birkaç, az sayıda. “Kartka caşka şınlamak tuwul ayıp, / Bĭr ekĭ şıñ aytayım, hatĭrĭñ sayıp.” – (Boztorgay).
Ekĭ arada kalmak – İki kişi veya iki şık karşısında nasıl davranacağını bilememek.
Ekĭ başlı üy – Geleneksel Dobruca Tatar ev mimarisinde ortası ayat, iki yanında her biri peş (peç) ile donatılmış, iki odası daha olan mesken. “Vay bĭr arüw köyĭñ bar, men kalganday, / Kıblasına ekĭ başlı üy salganday.” – (Boztorgay).
Ekĭde bĭr (bĭrde) – Sık sık.
Ekĭnĭñ bĭrĭ – Sık sık.
Ekĭ ayagı bĭr papĭşte – Deyim. Çok sıkışık bir durumda.
Ekĭ rametten bĭrĭ bolgaydı şo. – Deyim. İki rahmetten biri olaydı. (Çok acı çeken bir hasta için : ya iyileşsin, ya ölsün de acılarından kurtulsun).
Ekĭ şıplak amamda yakışır – Deyim. İki çıplak hamamda yakışır.
Ekĭ yalan, bĭr uşun. / Sür babañnıñ canı üşün. – Deyim. İki yalan, bir doğru / Devam et babanın canı için.
Ĭstegennĭñ bĭr yüzĭ, bermegennĭñ ekĭ yüzĭ kara. – Deyim. İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara.
Erĭnşek ekĭ ĭşler artından parmagın tĭşler. – Atas. Üşengeç birişi ikidefa yapar, ardından da parmağını ısırır.
Erĭñ caşı ekĭ otuz. – Atas. Erkeğin yaşı iki otuz.
Rom: 1. s. Doi, numărul şi cifra. 2. adj. num. Doi, două. 3. adv. De două ori.