is. s. ve zf.
Aşağı. Var. aşaa, aşagı, aşaı, aşşa.
1. Bir şeyin alt bölümü.
2. Çevresine göre daha alçakta olan yer.
“Aşadan kele bĭr kĭşĭ, cımırta sata. / Kız almaga malı yok, şalım sata.” – (Boztorgay).
“Aşadan kele bĭrewĭ agımga karşı. / Ah ! demesem kaltiyĭm … Tatar yaşı.” – (Bekir S. Çobanzade – İçken).
3. s. Daha alçak yerde bulunan.
4. s. Niteliği düşük, adi, sıradan.
“Kızlar da bar, kız da bar, kız parşası, / Onekĭ lira beş altın en aşası.” – (Boztorgay).
“Caşlardan bĭrewĭ sözge katıldı ve şulay dedĭ: ‘Bu bĭznĭñ halkımız en aşagı bĭr halk. cersĭz, curtsız, kayerden çıkkanı bellı tuwıl.’ Buzladım. Awızına urgum keldĭ.” – (M. Vani Yurtsever – Kartman Caş Arasında).
5. s. ve zf. –den daha küçük, – den daha az, -den daha değersiz, daha ucuz.
“Bĭraz kurnazlık etiyĭk. Hem özĭmĭznĭ onlardan aşa tutmayık, hem de teran paalıca satmak içün.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
6. s. mec. Adi, alçak, karaktersiz. Aşa kĭşĭ – Aşağılık kişi.
7. zf. (-e halinde) Yere doğru.
“Kök kögerşĭn kökte oynar, aşaga sarkar. / Senmen bolgan tasawır kĭmlermen darkar?” – (Boztorgay).
“Mensulu bĭr yakta, oyası kolında, başın aşaa iygen, hem oya örer, hem de şakız şaynar.” – (Necip H. Fazıl – Kırım).