is.
Yer. Var. yer.
1. Bir şeyin, bir varlığın bulunduğu, durduğu, kapladığı uzay bölümü.
2. Üzerinde bulunulan zemin, taban, toprak.
“Cawın cawsa, kar cawsa, / Cer cagalar Aktaban.” – (Boztorgay).
“Cambaz colda awzın aşkan, / Paraların cerge şaşkan.” – (Boztorgay).
“Ah degende tĭrĭliy cerge kĭrsem, / Yazık boldı demege yoktır kĭmsem.” – (Boztorgay).
3. Astron. Yer küre, Dünya.
4. Bulunulan, yaşanılan ortam; oturulan şehir, kasaba, köy, mahalle, ev.
“Nawrez keldĭ , körĭñız. / Körĭmnĭgĭn berĭñĭz. / Cennet bolsın cerĭñĭz. / A za, nawrezĭm mibarek.” – (Boztorgay).
“Cılama kelĭn , cılama kıymasım. / Awurlık basar. / Bargan cerde kazannı, kıymasım, / Kaynanañ asar.” – (Boztorgay).
“Neçün curttan bıkkanlar, / Neçün, neçün çıkkanlar / Taşlap zawallı cernı?” – (Mehmet Niyazi – Sagış).
5. Kurum, işletme, iş yeri.
6. Görev, iş, makam.
7. Toplumsal mevki, rol.
“Babay cerĭn tutkan akasının üstün başın temĭzliy, çorabın, cawlıgın cuwa tura edĭ.” – (Mehmet Niyazi – Sawlıkman Kal).
8. Önem.
9. Arsa, arazi.
10. Zemin, taban, döşeme.
11. Toprak, tarla.
“Cawın cawsa cer cımşar, kar cawsa buzlar. / Hayırlı bolsın toyıñız, üy saabı kızlar.” – (Boztorgay).
“Aldı artı şo on hektar cerĭñ bar, onı bĭle bĭr halktay etĭp ĭşliytaanıñ cok.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
12. Bir olayın geçtiği alan.
“Ĭş bolgan cerde aş bolır.” – Atas.
13. Herhangi bir kimseye, bir şeye, bir işe ayrılmış bölüm, alan.
14. Otelde, kalınacak oda.
15. Sinema ve tiyatroda, taşıtlarda, oturulacak yer.
16. mec. Durum, hal.
Cerĭ bar – Uygundur, sırasıdır anlamında.
Cerĭ başka – Onun önemi ayrı.
Cerĭ curtı – Yeri yurdu; daimi olarak oturduğu, yaşadığı ortam.
Cerĭ kögĭ – Bir bölgenin her tarafı.
Cerĭn totırmak – a) Görevini başarı il yapmak. b) Birinin bıraktığı işi onun kadar başarılı yürütmek.
Cerĭn tutmak – a) Başka bir nesnenin yerine kullanılabilmek. b) Ölenin veya giden birinin görevini yapabilmek.
Cerĭnden oynamak – Yerinden kıpırdamak.
Cok cerge – Yok yere;hiçbir gereği ve yararı olmadan.
Etĭ butı cerĭnde – Şişmanca.
Halĭ vaktı cerĭnde – Zengince.
Kalıp kıyapet cerĭnde – Görünüşü düzgün olan.
Kalır cerĭ cok (Bĭr şiyden …) – (Bir şeyden) farksız
Sırtı cerge tiymemek – Yenilmemek, zor durumda kalmamak.
Turgan cerĭn deñĭştĭrmek – Bulunduğu yerden bir başka yere geçmek.
Şakırılgan cerĭñe erĭnme, şakırılmagan cerĭñe körĭnme. – Atas. Çağrıldığın yere üşenme, cağrılmadığın yere görünme.
Taş cerĭnde awır. – Atas. Taş yerinde ağırdır.
Tuwgan cerĭnden bek toygan cerĭñ. – Atas. Doğduğun yerinden ziyade, doyduğun yerin.
Tüyesĭ bolmasa botası bar arışı cerde catmazga. – Atas. Devesi yoksa, devesinin yavrusu var arabası işe hazır bekleyen kimseye.
Rom: s. 1. Loc, poziţie. 2. Pământ, sol, teren. 3. Astron. Pământ, globul pământesc. 4. Domiciliu, casă, cartier, sat, oraş, ţinut, regiune, ţară. 5. İnstituţie, întreprindere, loc de muncă. 6. Post, funcţie, serviciu. 7. Poziţie socială. 8. İmportanţă. 9. Loc de casă, teren. 10. Duşumea, podea. 11. Ogor, pământ. 12. Arenă, câmp de desfăşurare a unei activităţi. 13. Loc destinat unei persoane, unui obiect, unei activităţi. 14. Cameră de hotel. 15. Scaun, fotoliu destinat cuiva. 16. fig. Stare, situaţie. 17. Parte, fragment, porţiune, sector a ceva. 18. fig. Temă, chestiune, aspect. 19. fig. Moment potrivit, ocazie, prilej. 20. fig. Ţintă, obiectiv, destinaţie.