f.
Getirmek
1. Gelmesini sağlamak. Suwnı kölden borılarman köyge ketĭrmek.
2. Bir şeyi alıp gelmek.
“Lek lek legeleg, / Ketĭr maga bĭr kölek.” – (Boztorgay).
“Ketĭr atım ketiyĭm, / Erte carık cetiyĭm. / Aytacak lafıñ bolsa, / Ayt anayım, etiyĭm.” – (Boztorgay).
Colga ketĭrmek – Birinin ters tutumunu düzeltmek.
Demege ketĭrmek – Dolayısıyla anlatmak.
Dengĭne ketĭrmek – Bir işi uygun zamanına rast getirmek.
Dünyaga ketĭrmek – Doğurmak.
Gürültĭge ketĭrmek – Bir işi karışıklık içinde ilgi çekmez duruma sokmak.
Köz aldına ketĭrmek – Zihninde canlandırmak.
Sırasına ketĭrmek – Uygun zamanını, fırsatını bulmak.
Soñın ketĭralmamak – İyi başlanan bir işi başarıyla bitirememek.
Tawga ketĭrmek – İşi en uygun duruma getirmek.
Suwga aketĭp suwsız ketĭre – Deyim. Suya götürüp susuz getirmek.
Tentegĭm tezek, camanım capma ketĭrĭr. – Deyim. Delişmenim tezek, yaramazım kuru mayıs getirirler.
Kız arslan ketĭrer küle turar, ul cılan ketĭrer şaga turar. – Deyim. Kız arslan getirir, gülüp durur, oğul yılan getirir sokar durur.
Ürmesĭn bĭlmegen it sürüge kaşkır ketĭrĭr. – Atas. Ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir.
Rom: v. 1.-9. A aduce. 5. A pricinui, a cauza. 9. A produce, a crea, a face.