zf.
Erken.
1. Sabah erken, zamanın ilerlememiş bir anında.
“Erte atıldım, keş cettĭm, apıl-tapıl. / Mında cıyın bar eken, ruhum gapıl.” – (Boztorgay).
2. Beklenen, alışılan zamandan önce.
“Niçin Yeşĭl Curtka erte cetmiymĭz?” – (Mehmet Niyazi – Sagış).
“Şıñ bĭlmegen cıyından erte kaşar, / Şaytĭp bayguş öz sırın özĭ aşar.” – (Boztorgay).
3. is. Belli bir günden sonraki gün.
Erte keş – Er geç; erken veya geç, ne vakit olursa. “Yazılgan kalem sen bolsañ, şekĭlgen kalem, / Kawışırmız erte keş, ne dese alem.” – (Boztorgay).
Erte bolsa bolsın, keş bolmasın. – Atas. Erken olsun da, geç olmasın.
Erte turgan col alır, erte üylengen töl alır. – Atas. Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır.
Erte turgannıñ rızkı artık, keş turgannıñ kısmetĭ tartık. – Atas. Erken kalkanın rızkı fazla olur, geç kalkanın kısmeti kısık olur.
Türk Lehç. : Kırım., Nog. – erte; Moğ. – erte, erten / ert, erten; ertniy;
Rom: adv şi s.1. Din timp, devreme. 2. Timpuriu, înainte de vreme. 3. s. Ziua următoare (a unei date anumite).