is.
(Fars. derd). Dert.
1. Üzüntü.
“Kaya tübün ot bastı. / sabanımnı tot bastı. / Senĭ süygenden berĭ / Cüregĭmnĭ dert bastı.” – (Boztorgay).
“Men de şaştım, neçün dertlĭ bolaman? / Bo dertnĭ men kaydan aldım? Kaydayman? – (Mehmet Niyazi – Sagış).
2. Hastalık, ağrı.
“Bek razıman babayım, / Doktorlarga karattıñ, / Dertĭme derman tapmay / Anayımnı cılattıñ.” – (Boztorgay).
3. Sorun, kaygı, problem.
“Tuna akar…Hiç toktamay, eglenmiy / Asırlarıñ derdĭn taşır deñĭzge.” – (Mehmet Niyazi – Sagış).
“Arkadaşlar, köremĭz ke alayımız halkımızıñ türlü dertlerĭmen canamız.”- (M. Ülküsal– Bayram Şenlĭgĭ).
Bogaz derdĭ – a) Geçim sıkıntısı. b) Yemek hazırlamak işi.
Dert anlatmak – Derdini dökmek.
Dertĭn kozgamak – Derdini kurcalamak.
Dertĭn teşmek – Derdini hatırlatıp yeniden üzülmesine sebep olmak.
Dertĭn tökmek – Derdini anlatmak.
Dertĭne küymek – Derdine yanmak, dertlerine üzülmek.
Dertĭne tüşmek (Bĭr şiynĭñ …) – Bir işi gerçekleştirmenin yollarını aramak.
Dertsĭz başın dertke tıkmak – Derdi yokken, üzüntü veren bir işe girişmek.
Eskĭ dertnĭ kozgamak – Eski derdini kurcalamak.
Ĭşĭne dert bolmak – Bir şeyi yapamamaktan dolayı üzülmek.
Borc uzasa kalır, dert uzasa alır. – Atas. Borç geçikirse kalır, dert uzarsa alır.
Dert cılatır, aşk cırlatır. – Atas. Dert ağlatır, aşk yırlatır.
Dertĭñ bolmasa sölen, borcıñ bolmasa üylen. – Atas. Derdin yoksa konuş, borcun yoksa evlen.
Dertĭn caşırgan dermanın tapmaz. – Atas. Derdini gizleyen dermanın bulamaz.
Dertlĭ delĭden köp sölenĭr. – Atas. Dertli deliden çok konuşur.
Eşkĭ can dertĭnde, kasap may dertĭnde. – Atas. Keçi can derdinde, kasap yağ derdinde.
Mart ayı dert ayı. – Atas. Mart ayı, dert ayı.
Tereknĭ kurt, kĭşĭnĭ dert sakatlar. – Atas. Ağacı kurt, kişiyi dert kemirir.
Rom: s. 1. Necaz, belea. 2. Boală, suferinţă. 3. Grijă, problemă, dificultate.