f.
Bilmek.
1. Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak.
“Bakşelerde gezemen, / Kaşım’, közĭm’ süzemen. / Anam babam bĭleler, / Men yaremmen gezemen.” – (Boztorgay).
“Men bĭlmiymen, sorayman, bar mı bĭlgen Kırım’da, / Tatarlıgı yükselĭp kaçan curt oñgan bolır?” – (Mehmet Niyazi – Sagış).
“Saygı süygĭ bek bĭlgen Şerfe abla / Herkesten evvel faytonga kartiynĭ ala.” – (Mehmet Vani Yurtsever – Sultaniye Tepreşte).
5. Düşünmek, sanmak, tahmin etmek.
“Cılama anam, cılama, / Bonday eken ecelĭm. / Ayrılmaz edĭm akamdan, / Bĭlmedĭm ölecegĭm.” – (Boztorgay).
6. Anlamak, bulmak.
“Akıllıga ayttım, oylandı bĭldĭ. / Ahmakka ayttım, şakıldadı küldĭ.” – Bulmaca.
“Onıştan sen kaár etme canım. Menĭm bĭlmegen ĭşĭm tuwul ya.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
7. Karar vermek; bir şeyin nasıl olacağını tayin etmek.
“Mĭna selâm álekĭm, ay iygĭler. / Suw tĭliymen, ayran ber, ırızıñ bĭler.” – (Boztorgay).
“Bĭrĭncĭ Allah, ekĭncĭ o yak, sebepçĭ de men. Anyagın artık kaderler bĭlecek.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
“Bunların alayın bĭz ‘teşkilât’ dengen ve bĭzĭm köyĭmĭzde de kurulgan topluluk astında yasayabĭlĭrmĭz.” – (Müstecib Ülküsal – Bayram Şenlĭgĭ).
Bĭlamadım, … – Bilemedim, … (şu kadardır); en çok; olsa olsa.
Bĭlgenĭn okımak – Kimseye aldırmaksızın istediği gibi davranmak.
Bĭlgenĭn yapmak – Bĭlgenĭn okımak.
Bĭlgenĭnden şaşmamak – Kendi davranışını değiştirmemek.
Bĭlĭr bĭlmez. – Yarım bilgi ile veya bildiğinden emin olmaksızın.
Bĭlmeden – a) Bilmeyerek. b) Sonucun ne olacağını kestiremeden.
Bĭlmiy – Bilmeyerek, bilmeden.
Cemaziyilevelĭn bĭlmek – Bir kimsenin geçmişteki (tevbe etmesinden önceki) kötü yanlarını bilmek.
Col bĭlmek – Yöntem bilmek.
Haddĭn bĭlmek – Kendi değerini olduğundan üstün görmemek
Ĭş bĭlmek – Becerikli olmak.
Kadĭrĭn bĭlmek – Değerini anlamak. “Caşlık başka bĭr kelĭr, kayt ekĭ kelmez, alay. / Bĭlgen bĭlĭr kadĭrĭn, bĭlmegen bĭlmez, alay.” – (Boztorgay).
Özĭn bĭlmemek – Kendini bir şey sanmak, olduğundan üstün görmek.
Almadım bermem, körmedĭm bĭlmem.” – Deyim. Almadım vermem, görmedim bilmem.