is.
Gönül; kalp, yürek. Var. göñül.
1. İnsanın duygular, düşünceler ve istekler dünyası; yürek; ruh.
“Köz yaşlarım’ yar sĭlmez. / Göñĭl gĭzlĭ, körĭnmez. / Er gün cawlık sulayman, / Dertĭmnĭ kĭmse bĭlmez.” – (Boztorgay).
“Ketecekmĭz bo yerden, dawullı toyday, / Kalacaktır göñlĭmĭz cayragan koyday.” – (Boztorgay).
“Tayım atka deñĭşmem, tayı taydır, alay, / Özĭm carlı bolsam da, göñlĭm baydır, alay.” – (Boztorgay).
“Baar geştĭ, keldĭ yaz. / Yeter endĭ etme naz. / Gönlĭñnĭñ köşesĭne / Dĭlberĭm, menĭ de yaz.” – (Boztorgay).
“Senĭñmen duşmanga yarlıklar yazsam, / Karawlı sözĭñmen göñĭlnĭ kazsam.” – (Bekir S. Çobanzade – Tuwgan Tĭl).
2. mec. İstek, arzu.
“Atma taşnı, urursın. / Sonra peşman bolırsın. / Kün geşer, göñĭl geşmez. / Kene menĭm bolırsın.” – (Boztorgay).
“Kaş, teran senĭñ göñlĭñ yasayım. Hayvanlarga köz kulak bolayım.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
Göñĭl almak – a) Sevindirmek. b) Derdini hafifletmek.
Göñĭl aşmak – İnsanın iç sıkıntısını gidermek. “Tuvganlar, dostlar tabışıp öbĭşeler, / Göñĭl açıp, kalp şeşĭp sölenşeler…” – (Mehmet Vani Yurtsever – Sultaniye Tepreşte).
Rom: s. 1. Inimă, suflet. 2. fig. Dorinţă, vrere.