f.
Asmak.
1. Bir şeyi yukarıdan aşağıya sarkacak bir biçimde bir yere tutturmak.
“Ekĭ tırşaw bĭr arkan asıñız eger kaşına, / Kızıl meşĭn nazarlık takın atın başına.” – (Edip Efendi – Sefername / Emel M.).
2. Kendine takınmak, takmak.
“Tüyretken çeçeklerĭn, asılgan altınların şıgarıp bĭr kenarga cıydılar.” – (Nedret ve Enver Mahmut – Bozcĭgĭt).
3. İdam etmek.
“(Györge Doja öndrelĭgĭnde) Ayaklanganlar Aksoylarnıñ silâhlı ordılarına karşı turalmadı ve ta soñında cenĭldĭler. Aksoylar onlarnı ĭşkenceledĭ ve bĭrköbĭn astılar.” – (Ekrem Menlibay, Ali Naci Cafer – Okuma Kitabı).
4. Ateşin (ocağın) üzerine koymak; pişirmek, kaynatmak.
“Talaş talaş korazım, / Arpa, kürpe şaşayım, / Etĭñe botka asayım.” – (Boztorgay).
“Kazan kazan et astıñ, / Soganıñ yok mı, çĭpiyĭm? / Öz başıña toy yasap, / Tuwganıñ yok mı, çĭpiyĭm?” – (Boztorgay).
“Botkaman sarmanı da cañı astı. Keç kalmagaydık bari.” – (Mehmet Vani Yurtsever – Toy, piyes).
Askı asmak – Sataşmak, birine takılmak.
Kulak asmak – Önem vermek, dinlemek.
Surat asmak – Suratını asmak, somurtmak.
Bek egĭlme, basarlar, / Bek yükselme, asarlar.” – Atas. Fazla eğilme, basarlar, fazla yükselme, asarlar.
Şĭngene fırsat (mansıp) tiyse atasın asar. – Atas. Çingene fırsat düşünce (yüksek mevkide olunca) atasını asar.
Türk Lehç.: Kırım., Nog., Karaçay Malkar. – asmaq, asuv; Kazak. – asuv; Kazan. – asu; Moğ. : asah – asılmak, tutunmak; (asmak, ilmek – ölgöh);
Rom: v. 1. A agăţa, a atârna, a suspenda. 2. A–şi pune, a-şi agăţa. 3. A spânzura. 4. A pune (oala, blidul) pe foc.