s.
(Ar. acaib) Acayip. Var. acaip, acayıp, acep .
1. Yadırganan, şaşılan, garip, tuhaf. Acayĭp sesler – Tuhaf sesler.
“Bĭr karış boyu bar, sıgırda soyu bar, / Öz boyun özü aşar, ne acaip huyu bar.” – Mum.” – (Seyfettin H.Fazıl, Mecit Abdülaziz, Tapmaçalar / Emel M.)
“A aaaa, ı ıııı, … acayıp sesler şıgarıp cımırtanı kolına aldı, kantarlagan kĭşĭ boldĭ.” – (Altay Kerim – Kâniye).
2. Fevkalâde, eşi benzeri olmayan, hayranlık duyulan.
“Kırım, Geray zamanında, şanlı Kırım nam bergen, / Şu acayĭp topragında çok batırlar östĭrgen.” – (Feyzi Rahman Yurter – Öz Halkıma / Emel D.)
“Matüw bala atın arkasına mĭnecekte, karasa ne körsĭn, banagı kuş acayıp güzellĭkte bĭr kızga aylangan.” – (Nedret ve Enver Mahmut – Ayuw Kulak Batır).
3. ünl. Şaşma, hayret ifadesi.
“Tutturmaz o bĭzge özĭn, şündĭ uşıp keter dep, kuş betke cürüyĭm ettĭ, ama, acayĭp , kuş uşmadı.” – (Acemin Baubek – Ekĭ Hatıra).
Acayĭp kaşmak – Acayip kaçmak.
Acayĭbĭne ketmek – Acayibine gitmek, yadırgamak.
Rom: adj. 1. Ciudat, neobişnuit, de mirare. 2. Admirabil, extraordinar, fără seamăn; remarcabil. 3. interj. Exclamaţie care exprimă mirare, nedumerire.