EREK

E
zf., s. ve is.

İrak, uzak.
1. zf. Uzağa, uzak bir yere.

“Halkım cırın koklay koklay, / Cır yazmaga başlayman. / … Kaytĭp erek turır kĭşĭ / Emrenĭp halk malına ?” – (Enver Mahmut – Halkım Menĭm Bĭr Şairdĭr).

2. Uzakta.

“Ana töbe, mĭna töbe, / Erekte, ulu töbe.” –

3. s. Uzak olan.

“… Sĭzge selâm aytaman erek yoldan” –

4. is. Uzaklık.

“Bĭrĭşĭktĭm körmedĭñ, / Erekten mĭ, yakından ?” –

5. Çok uzun zaman.

“Şay dese de, bĭrazdan köñlĭne erekten erekke bĭr ateş tüşe.” –

6. Çok uzak, ırak yerler.

“Yapraklarman toz çañgır ereklerge / Kök kararır.” – (Mehmet Niyazi – Sagış).
“Karakuş mĭngen terekke, / Kanatın caygan erekke. / Kara boran, aydık kız, / Kaygı salgan cürekke.” – (Boztorgay).

7. s. Uzun.

“Ayagı erek, boynı erek / At berermen, mĭnsene, diy.” – (A. Soysal – Edige Batır / Emel M.).

Türk Lehç.: Kırım., Nog. – erek; Moğ. – ereg – kenar, kıyı, yan yer;

Rom: adv. şi s. 1. -5. Departe 6. Depărtare. 7.adj. Lung.
Yazar: admin