is.
Boran. Var. bora1. Eşanl. boragan.
1. Kasırga, fırtına.
“Ve hakanlar ep bĭr bolıp, ay-yıldıznıñ tozatkan / Boraganı karşısında kökĭslerĭn kerdĭler, / Borannı toktatmak üşün barın yogın berdĭler.” – (İsmail Ziyaeddin terc. / M. Eminescu – III. Mektup).
2. Tipi.
“Lek lek awada, / Cımırtası tawada. / Kaydan keldĭñ kudagıy / Bonday boran awada.” – (Boztorgay).
“Uzaktan boran kele, / Tawnı taşnı dewĭre. / Katlanacak yar tuwul, / Mewlam sabırlar bere.” – (Boztorgay).
“Tüteldĭ boran, cawdı kar, örtĭldı ızlar. / Koltıklaşıp cüreler şĭmdĭkĭ kızlar.” – (Boztorgay).
“Ak sakalın celbĭretĭp / Boranı man keldĭ kart kış.” – (İsmail Ziyaeddin – Kış).
Anasın dĭnlemegen ewlât, / Kocasın saymagan awrat, / Boranda cürmegen at / Kapıñda tutma, sat. – Atas. Anasını dinlemeyen evlâdı, kocasını saymayan avradı, boranda yürümeyen atı kapında tutma, sat.
Türk Lehç.: Kırım., Nog., Karaçay Malkar. – boran; Moğ. – borugan, boroon- yağmur;
Rom: s. 1. Vijelie, furtună; uragan. 2. Vifor, viscol.