DEÑĬZ

D
is.

Deniz. Var. denĭz. Eşanl. derya.
1. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbirleriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi; bu su kütlesinin belirli bir parçası. Karadeñĭz. Azaw deñĭzĭ. Marmara deñĭzĭ. Akdeñĭz.

“Köstencĭ büyük kasaba,/ Kün tuwar denĭz./ Askerlĭk degen kıyın şiy, / Soldırar benĭz.” – (Boztorgay).
“Öküne deñĭz köpüre, / Ökürüklü cekĭre. / Yernĭñ kara betĭne / Turmay şap şap tüküre.” – (Şevki Bektöre – Kırım Cagaları).

2. mec. Sınırsız genişlik.

Deñĭz kurtı – Tecrübeli denizci.
Deñĭz tutmak – Deniz üzerinde sallantıdan etkilenmek.
Deñĭzde kum, onda para – Deyim. Çok paralı kimsedir.
Deñĭz dalgasız, kız sewdasız bolmaz. – Atas. Deniz dalgasız, kız sevdasız olmaz.
Deñĭzdekĭ balıknıñ pazarlıgı bolmaz. – Atas. Denizdeki balığın pazarlığı olmaz.
Deñĭzge tüşken cılanga sarılır. – Atas. Denize düşen yılana sarılır.
Deñĭz suwı ne ĭşĭlĭr, ne geşĭlĭr. – Atas. Deniz suyu ne içilir, ne geçilir.
İt awlamakman deñĭz bulanmaz. – Atas. Köpeğin havlamasıyla deniz bulanmaz.

Türk Lehç.: Kırım. – deñiz; Moğ. – tenggis, tenges;

Rom: s. 1. Mare, întindere vastă de apă sărată. 2. fig. Vastitate, imensitate.
Yazar: admin