DUWAR

D
is.

(Fars. divar) Duvar. Var. dĭwar.
1. Bir yapının yanlarını oluşturan dikey kısımları.

“Duwarlarda Kralıñ resmĭ, Mustafa Kemal’ıñ resmĭ, Romanya haritası, pĭrmaryeden kelgen bĭrkaç publikatsiye kâgıtları bĭr mıkta asılgan.” – (Müstecib Ülküsal – Bayram Şenlĭgĭ).

2. Bahçe, oyun sahası gibi yerleri çevrelemek için taş, tuğla, kerpiç ile yapılan yapı. Eşanl. kalaw.
3. mec. Bir manevi bağın oluşmasına engel olan şey; engel.

Dört duwar arasında kalmak – Kapalı bir yerde, yalnız başına kalmak. “Üyge kĭrsem, dört duwar, şıgaman kaytıp. / Otıra da cılayman senĭ aytıp.” – (Boztorgay).
Duwar gazatası – Duvara asılan okul ve dernek haberleri gazetesi.
Duwar kâatı – Duvar kaplama kâğıdı.
Duwar saátĭ – Duvar saati.
Adamga tayanma ölür, duwarga tayanma cıgılır – Atas. Birine ümit bağlama, ölür; duvara dayanma, yıkılır.
Cangız taştan duwar bolmaz. – Atas. Tek bir taştan duvar olmaz.
Duwarnı nem, ernĭ dert cıgar. – Atas. Duvarı nem, yiğidi dert yıkar.
Ecelĭ cetken it camĭnĭñ duwarına siyer. – Atas. Eceli gelen it cami duvarına işer.
Rom: 1. Perete. 2. Zid. 3. fig. Stavilă, zid.
Yazar: admin