is.
(Fars. çare). Çare. Var. şare.
1. Bir sonuca varmak için tutulması gereken yol, çözüm yolu.
“Akası Zahide’nı köyde çaresĭ tabılganı kadar okuttı.” – (Mehmet Niyazi – Sawlıkman Kal).
“Eger bolmaganday bolsa, çare yok, berĭrmen.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
2. Bir şeyi önleyici nesne, deva.
“Máne máne mánem yok, / Men cangızman, yarem yok. / Senĭ körĭp uruldım, / Bu dertĭme çare yok.” – (Boztorgay).
Rom: s. 1. Soluţie, cale, mijloc. 2. Leac, remediu.