z.
(Ar. fulan). Falan. Var. filan, palan, pĭlán. Eşanl. tüwen.
1. Belirtilmek istenmeyen veya gerekli görülmeyen özel adın yerine kullanılan söz.
“Eşşek efendĭ ancak: / Şo ĭş bonday bolacak,/ Bonı bonday etmelĭ, / Falan yakka ketmelĭ … dep / Emĭr berĭp cürgen ep !” – (İsmail Ziyaeddin – At, İt ve Eşşek).
2. s. Sıfat tamlamalarında tamlayan olarak yer alınca tamalamalara genellik anlamı katar. Falan tarihte. Falan yerde.
3. z. Kişi adlarından sonra gelerek “ve diğerleri, ve başkaları”, nesne adlarından sonra ise “ve benzerleri” anlamını verir. Nazmi falan keldǐler. Kitap falan aldım.
Falan filân veya falan feşmekân – Önem verilmeyen kişiler veya şeyler için kullanılır. “Mehr meselesǐ bǐr de yakın akrabaların salınacak sofra üşün kerekken falan-filan konışıldı.” – (Altay Kerim – Kâniye).
Falan cerde altın bar, barsañ bakır bǐle yok. – Deyim. Falan yerde altın var demişler, varsan bakır bile bulamazsın.
Rom: pron. 1. Cutare. 2. adj. Cutare (om, loc etc.). 3. pron. Şi ceilalţi; şi alte obiecte.