is.
Avuç. Var. awış1, avuç.
1. Elin iç tarafı, aya; el.
“Aygĭdĭ kıymas, sen menĭ tentĭttĭn elge, / Awuşıña kondırıp üpürdĭñ celge.” – (Boztorgay).
“Bawbek : (Başı aşada, awuşların ve parmakların bĭrbĭrĭne tayap) E, o bĭraz da şay bolsa kerek allelem, Alimseyit.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
2. Elin yarı yumulmuş durumu.
3. Yarı yumulmuş elin alacağı miktar. Bĭr awuş bakla.
“Bĭr terekte bin yaprak. / Tögĭlse kalır şıplak. / İnsan mezarga kĭrse / Bolır bĭr awuş toprak.” – (Boztorgay).
“İlkyazda bĭr awuş egesĭn, küzde bĭr şuwal toplaysın.” – (Heyet – Tatar Tĭlĭ II).
“Numan akay, ĭşĭn tartıp, ayatta ayak üstü otırtılgan bĭr şuwaldan bĭr awuş kızılşa alıp üy aldındakı tawuklarga septĭ.” – (Altay Kerim – Kâniye).
Awuş aşmak – a) Dilenmek. b) Birinden bir istekte bulunmak.
Awuş ĭşĭ kadar – Küçücük, daracık (yer).
Awuşı kışınmak – Eski bir inanışa göre, eline bir para geçeceğine bir işaret olmak.
Awuşın calamak – Umduğunu ele geçirememek.
Awuşın ĭşĭnde tutmak (bĭrewnĭ …) – Birini kendine tabi tutmak.
Awuşın ĭşĭne almak (bĭrewnĭ) – Birini etkisi altında tutmak.
Awuşına saymak – a) Para olarak ödemek. b) Bizzat kendisine ödemek.
Bĭr awuş – a) Bir avuca sığacak kadar miktarda. b) Az sayıda. “Bĭr awuç asker men Rus’ka hücum etmek dogrıdan dogrıga ölĭmge ketmek demek.” – (İsmail Ziyaeddin – Çora Batır).
Elde awuşta bolgan şiyler – Mal mülk. “Sakın ballar, üylenemĭz dep kolıñızda, awuşıñızda bolgan şiylerge köz tĭkmeñız.” – (Necip H. Fazıl – Caş Fidanlar)
Elde awuşta bolmamak – Malı mülkü olmamak.
Elde awuşta kalmamak – Malını mülkünü harcayıp bitirmiş olmak.
Elge awuşka sıymamak – a) Çok hareketli olmak, zaptedilemez olmak. b) Çok şımarık olmak.
Koş awuş – İki elle, çift avuç (-la).
El awuşıman suw ĭşken kanmaz. – Atas. El avucu ile su içen kanmaz.
Türk Lehç.: Kırım – avuç ;
Rom: s. 1. Palmă. 2. Mâna făcută căuş; mână, pumn. 3. Mână, atât cât încape în mâna făcută căuş.