f.
Atlamak.
1. Bir engeli sıçrayarak aşmak, geçmek. Kalawdan atlamak.
“Atlap tüştüm bakşege anam, / Bĭr top gül üşün, / Caktıñız menĭ ah anayşıgım, / Bĭr golan üşün.” – (Boztorgay).
2. Sıçrayıp, zıplayıp hareket etmek.
“Ursacıgarbatır köp tüşünüp turmagan. Bĭr atlaganda o da suwnıñ ortasına bargan.” – (Boztorgay).
“Özĭ alga atlagan / Ayakların artka saklagan. – Közlık.” – Bulmaca (Boztorgay).
3. Yüksek bir yerden daha aşağı bir yere kendini bırakmak.
“Atlap tüştüm beşĭkten, / Bakalap kĭrdĭm eşĭkten.” – (Boztorgay).
4. Binmek.
“Karaker atka atladım, / Kamşım ekĭ katladım, / Kazan tübĭ öyıldı, / Caw ortadan coyıldı.” – (Boztorgay).
“Tap Közlew’den atladım bĭr gemĭge, / Tınış almay zor çıktım Köstencĭ’ge.” – (Osman Toktamaz – Bĭlgenĭm).
5. mec. Atlamak, bir satırı, bir sözü okumadan veya söylemeden geçmek.
“Dıkkat etĭp yazmay. Arflernĭ atlay ya da yañgış yaza.” – (Tatar Tĭlĭ II).
Kıbırdagan kır atlar. – Atas. Kıpırdayan kır atlar.
Rom: v. 1. A sări, a trece (peste ceva) 2. A se avânta. 3. A sări (de la o înălţime în jos). 4. A se urca, a se sui (pe cal, într-un vehicul). 5. fig. A scăpa din vedere, a omite ceva (un cuvânt, un rând dintr-un text).