is. ve s.
Acı. Var. acı, aşşı2, açuw.
1. is. Acı, üzüntü, keder
“Men bonıñ aşuwın halâ taa şĭmdĭge kadar şegemen.” – (Necip H. Fazıl – Caş Fidanlar).
“Bĭrkaş sene evelsĭne kadar azbarımızda kuşlar ep hastalıktan öle edĭler. … Nenem, tátám aylarca aşuwın unutmay edĭler.” – (Heyet – Tatar Tĭlĭ II).
2. is. Öfke, kızgınlık.
“Sözlerĭnde şĭmdĭ aşuw yok, bĭr türlĭ acımak bar edĭ.” – (İsmail Ziyaeddin – Rüstem).
“Aşuwından karbızday kızargan bozargan Köse ırgatına bĭr tokat urmaga kolın kötere.” – (Nedret ve Enver Mahmut – Ayuw Kulak Batır).
3. Hınç, öç, intikam.
“Vaşiday kaşın közĭn oynatıp / Kolından kamasın pırlattı. / – Ballarım senden alır aşuw, / Endĭ ĭsteseñ soy da menĭ / Ber itlerge, aşat menĭ!” – (Tahsin İbrahim terc. – George Coşbug – Elzorab).
4. s. Acı, tatsız, üzücü.
“Konu komşunıñ arpası hektarga otuz çuwal bergende senĭñkĭ yĭgĭrmĭde kaldı. O vakıt kalay aşuw kele edĭ ?” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
“Eşbĭr kabahatsĭz tayak aşaganım maga bek aşuw keldĭ.” – (Mehmet Vani Yurtsever – Hayatım).
Aşuw kelmek – Acı gelmek, üzücü olmak.
Aşuwı geşmek – Kızgınlığı geçmek.
Aşuwın almak – İntikamını almak; hıncını almak. “Tözmiy göñĭl, tözalmay ! Can köñalmay ! Endĭ bĭzge yok kaytuw, aşuw almay !” – (Numan Baybörü – Çelebi Cihan’ga). “Özlerĭn şegalmagan duşmanlarına aşuw almak fırsatın berĭp bütün málle halkına karşı maskara bolmadı mı ?” – (İsmail Ziyaeddin – Aygır Gülbike).
Aşuwın cutmak – Öfkesini içine atmak (zaptetmek).
Tĭlĭ aşuw – Dili keskin, zehirli.
İtnĭñ aşuwı kuyrugından bĭlĭnĭr, atnıñ aşuwı kulaklarından. – Atas. (Kırgız atasözü.) Köpeğin kızgınlığı kuyruğundan belli olur, atın kızgınlığı kulaklarından.
Türk Lehç.: Kırım., Karaçay Malkar – açuv.; Nog., Kazak. – aşuw; Başk. asıw; Kazan., Altay., Teleüt. – açu.; Kırgız. – açuu; Özbek., Uygur. – aççik; Türkm., Azeri., Gagavuz. – acı.
Rom: s. şi adj. 1. Amar, necaz, durere. 2. Mânie. 3. Dorinţă de răzbunare. 3. Adj. Amar, neplăcut.