f.
Aşmak.
1. Yüksek, uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanına geçmek.
“Ketecekmĭz köy taşlap, deryalar aşıp, / Kaltecegĭmĭznĭ bĭlmiymĭz, kaldık şaşıp.” – (Soğuksu Muhacir Türküsü).
“Bĭr gün tĭlkĭ aşıkkan, / Tawuk kıdırıp şıkkan. / Dere aşkan, taw aşkan, / Köp yerlernĭ dolaşkan.” – (Ekrem Menlibay, Ali Naci Cafer – Okuma Kitabı III).
2. mec. Bir şeyin kararını, ölçüsünü, sınırını geçmek.
“Kazanda sütüm taştı, / Belâ başımdan aştı, / Men katĭp dayanayım, / Yarem kolımdan kaştı.” – (Boztorgay).
“Bawbek : Aná boldı otuz beş biñ. Sora taa bahşiş te bardır, taguw da kudagıyga. / Alimseyit : Ebet. Ĭster ĭstemez. / Bawbek : Oy, oy ! Aştı da o, bayırnı, matam.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
3. (Süre, zamanla ilgili) Belirlenmiş bir zaman sınırıni geçmek.
Türk Lehç. : Kırım. – aşmaq; Kazan. – aşu;
Tawşan bayırnı aşkan son. – Deyim. Tavşan bayırı aştıktan sonra; iş işten geçtikten sonra.
Rom: v. 1. A trece, a traversa. 2.-3. A trece, a întrece, a depăşi.