is. ve s.
(Ar. asl). Asıl.
1. Bir şeyin kendisi, esas şekli, gerçek şekli, orijinali.
“Bĭlmem, aslın artık yarın anlaycakmız.” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
2. Kök, kaynak.
3. Dayanak, temel, gerçeklik.
“Sade ekĭ aranı bozmaga karar, ortalıknıñ karışkanından zewk alır. Aytkanların bĭrewĭn aslı yoktır.” – (Mehmet Vani Yurtsever – Toy, piyes).
4. Soy, köken.
“Töre tügĭl, kara’man. / Narık oglı Çora’man. / Aslımnı sorasañ / Men argunman, / Ak şunkar kuştan kırgınman.” – (Radlov’dan Başkurdistanlı Abdülkadir İnan – Çorabatır, Kırım Nogay varyantı).
“Asılıñnı aytsana, / Soy-sopıñnı aytsana, / Kĭm ekenĭñ bĭliyĭm, Üyĭme alıp kĭriyĭm.” – (Nedret ve Enver Mahmut – Bozcĭgĭt).
5. s. Gerçek, sahte olmayan.
6. s. Temel, esas.
7. s. Başlıca.
8. zf. Özellikle, bilhassa.
“Asıl canımnı yakan o serserĭnĭñ sözlerĭ !” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
9. zf. Aslında; gerçekte, doğrusu.
“Kurtwade’nĭñ üyünde tĭşmĭsĭr bar eken. Onda ketken. Ne bar eken şunda asıl?” – (Mehmet H. Vani Yurtsever – Kartman Caş Arasında).
10. zf. Köken, soy olarak.
“Özĭ asıl Köstencelĭ bolsa kerek.” – (Mehmet Vani Yursever – Toy, piyes).
Aslında (asılında) – Esasında, temelinde; doğrusu, gerçekte. “Asılında awesmen kızıl gülge. / Sen karılgaş, men bülbül, uşayık şölge.” – (Boztorgay).
Aslın astarın kozgamak – İşin iç yüzünü araştırmak.
Aslı paslı yok – Deyim. Aslı faslı yok; yalan.
Asıl bĭr dost kırk yılda kazanılır. – Atas. Gerçek bir dost kırk yılda kazanılır.
Aslı caman alganın camannar. – Atas. Aslı kötü, aldığını kötüler.
Aslın caşırgan aramzade – Atas. Aslını gizleyen haramzadedir.
Rom: s. 1. Originalul a ceva. 2.Origine, sursă, provenienţă. 3. Bază, fundament. 4. Origine (socială), obârşie. 5. adj. Veritabil, adevărat, autentic. 6. adj. De bază, fundamental. 7. Esenţial, principal. 8. adv. Îndeosebi, mai cu seamă, mai ales. 9. adv. În fapt. 10. adv. Ca origină; de origină.