is.
(Fars. hirmen). Harman. Var. ındır .
1. Tahıl tanelerini başaklardan ayırma işi.
“Arman başlap pĭtkende, üyde, toyda ya colda, / Men onsuz etalmayman, çiböregĭm hep kolda.” – (İsmail Otar – Çibörek).
2. Bu işin yapıldığı yer.
“Suwda arman bolır mı? / Ayda orman bolır mı? / Sewda hastalarına / Acep derman bolır mı?” – (Boztorgay).
3. Bu işin yapıldığı mevsim.
“Erecep aynıñ ayagı, Şam aynıñ başı, / Armandan son tögĭlĭr közĭñnĭñ yaşı.” – (Boztorgay).
4. mec. Bir kimsenin işi, kazançının kaynağı.
“Menĭm armanım demek senĭ de sezeklendĭre, e?” – (Necip H. Fazıl – Cawşılık).
Arman arman – Harman yerlerini dolduracak kadar; çok miktarda. “Arman arman ot caktım ocagıñda. / Alla canım algaydı kucagıñda.” – (Boztorgay).
Arman awı – Tahıl tanelerinin üzerinden geçirilerek kabukları ayırmak işinde kullanılan büyük bir bayrak biçiminde, uzun saplı dörtken ağ.
Arman bastırmak – Harman dövmek.
Arman kamşısı – Örme kısmı birkaç metreyi bulan, harmanda atları sürmek için kullanılan kamçı.
Arman maşinası – Harman makinası; batöz. (Rom. – batoză).
Bĭr cĭp arman aydamak – Harman bastırılırken tokmağı çeken hayvanları urgan ortadaki atalık direğe sarılıp tamamlanıncaya kadar sürmek.
Kadın malı, arman tokmagı – Deyim. Kadın malı harman tokmağı. (Yerinde durmaz).
Orakta onaw, / Armanda altaw, / Cegende tıñ bĭr özĭm bolayım. – Deyim. Orakta on kiş bir yerde, harmanda altı kişi bir yerde (olalım), yemekte sadece kendim olayım.
Cıyın elmen, arman celmen bolır. – Atas. Toplantı el ile (cemaatle), harman yel ile olur.
Rom: 1. Treieriş. 2. Arie. 3. Vremea treierişului.