f.
Anlatmak. Var. añlatmak, añnatmak.
1. Düşündüğünü, bildiğini, hissettiklerini, ne istediğini sözle anlatmak, açıklamak.
“Bĭlgen masallarnı diñlegenge de aytar, diñlemegenge de. Añlatır , diñletĭrdĭ.” – (Çelebi Cihan – Karılgaçlar Duası).
2. Bilgi vermek, aydınlatmak.
3. Hikâye etmek, nakletmek.
4. Konuşmak, sohbet etmek.
5. mec. Benimsetmek, kabul ettirmek.
6. mec. Göstermek, öğretmek, haddini bildirmek.
Cayilge meram anlatmak, tüyege endek atlatmaktan zor. – Deyim. Cahil kişiye meram anlatmak deveye hendek atlatmaktan zordur.
Tĭlkĭ dertĭn anlatkaşı terĭsĭ elden keter. – Atas. Tilki derdini anlatıncaya dek postu gider elden.
Rom: v. Forma factitivă de la anlamak. 1. A expune, a informa, a spune. 2. A lămuri, a ajuta pe cineva să înţeleagă ceva. 3. A nara, a povesti. 4. A sta de vorbă, a conversa 5. fig. A face să accepte, a impune ceva cuiva. 6. A-i arăta cuiva; a-i băga minţile în cap.