is.
(Ar. alamet). Alâmet.
1. Belirti, işaret, iz.
“Ahırzaman alâmetlerĭ ca’m ekem. Evvelkĭn hocaları ahırzamanga yakın muslumanlık coytılacak diytan edĭler, aytkanları bolayatır.” – (Mehmet Vani Yurtsever – Toy, piyes).
“Vay, men korkaman, bo bĭz üşün arü alámetke uşamay.” – (Altay Kerim – Kâniye).
2. is. ve s. Büyüklük bakımından şaşılacak durumda olan şey. Var. elamet.
“Bĭrtta ne körsĭn, toz duman arasından alâmet bĭr atlı kele” – (Ahmet Karakaya – Çorabatır / Emel D.).
Rom: s. 1. Semn, marcă, indiciu. 2. s. şi adj. Matahală, namilă; mătăhălos.