s.
Acıklı, acı verici. Var. acınıklı .
“Şĭmdĭkĭ acıklı halĭne ve ne yüzden bo halge tüşkenĭne dair uzun boylu añlatkandan son, heyecanga kelĭp, artık Türk halkları da milli menlĭklerĭn tavup her tarafta hareketke keldĭler, dedĭ.” – (Mehmet Vani – Uyuşmagan Ekĭ Arkadaş).
“Reşat, bĭr dakka üşün kuwanşın bozgan o acıklı tüşüncelerden sĭlkĭndĭ ve balanıñ oyınına karadı.” – (Heyet – Tatar Tĭlĭ II).
“Bo ne kadar acıklı ölüm / On yedĭ on sekĭz yaşında.” – (Mehmet Ali Ekrem – Bülbül Sesĭ – Akyar Türküsü).
Rom: adj. Jalnic, trist, dureros.